12 Temmuz 2011 Salı

Kürt Aşiretleri

19. yüzyılın ortalarında Osmanlı tarafından dağıtılan Botan Konfederasyonu’ndan geriye kalan Şirnax ve Tîyan aşiretlerinin liderleri Cizre’de bir arada (1902).
abdul_salam_barzani_1908

Doğu Kürdistan’da bir Kürt aşiretinin önde gelenleri bir arada (1905).


Kermanşah Kürtleri’nin İlmiye sınıfını oluşturan erkekleri bir arada (1910).
Suruç merkezli Berazî’lerin kadın ve erkek giyim kuşamları (1902).
Sîpkan Konfederasyonu’nun lideri Yusuf Begê Sipkî (1893)



Neredeyse bütün Kürt coğrafyasına yayılmış olan Celalî Kürtleri 20. yüzyılın başlarında Doğu Kürdistan’da bir ayaklanma sırasında
Mezopotamya Uygarlığı’nın kurucularından ve en önemli halklarından biri olan Kürtlerin, geçmişte kendi coğrafyalarında büyük ölçüde söz sahibi oldukları ve başta Med İmparatorluğu olmak üzere büyük devletler kurdukları bilinmektedir.
Tarihsel gelişim içerisinde birçok evre atlatan Kürt coğrafyası,
Kürtlerin sosyal yaşamını da bu tarihsel evrelere göre biçimlendirmiştir. İstilalara davetkâr konumu, […]
Doğu Kürdistan’da bir Kürt aşiretinin önde gelenleri bir arada (1905).

Mezopotamya Uygarlığı’nın kurucularından ve en önemli halklarından biri olan Kürtlerin, geçmişte kendi coğrafyalarında büyük ölçüde söz sahibi oldukları ve başta Med İmparatorluğu olmak üzere büyük devletler kurdukları bilinmektedir. Tarihsel gelişim içerisinde birçok evre atlatan Kürt coğrafyası, Kürtlerin sosyal yaşamını da bu tarihsel evrelere göre biçimlendirmiştir. İstilalara davetkâr konumu, bereketli ve elbette Fırat ile Dicle gibi iki önemli nehri içinde barındıran topraklar üzerinde bulunması, bu bölgede birçok devletin kurulması ve yıkılmasına sebep olmuştur. Bugün Kürdistan topraklarında herbirinin kendine ait bir tarihi ve çoğunlukla da sınırları belirlenmiş bir yerleşim alanı olan ciddi sayıda klanın / aşiretin olması bu büyük geçmiş ile ilintilidir. Neredeyse her aşiret ya da aşiretler konfederasyonunun geçmişte yaşamış bir Kürt hükümdarlığı ile aynı ismi taşıyor olması ve bu yapıların bugün bile aynı coğrafyalarda varlıklarını sürdürüyor olmaları bu bağı kuvvetlendirmektedir. Antik Yunan, Roma ve birçok İslam kaynağında ismi geçen bu klanların birçoğunun birkaç bin yıldır aynı ismi -veya aynı ismin çeşitli varyasyonlarını- taşıyor olmaları da Kürtlerin kökenlerinin sağlamlığı açısından önemlidir.

Kaynaklarda Kurtioi, Kurtie, Korticaykh, Korduh, Kordia, Bakurda, Korduene, Kardu, Karday, Karda ve daha birçok benzer sözcükle anılan Kürtlerin isimlerinin, önceleri bir tek klanı karşıladığı fakat daha sonra klan adından çıkarak etnik bir isme dönüştüğü ve bu ismin bütün Kürdistanî klanları temsil ettiği varsayılmaktadır. Bu varsayım, M.S. 300'lü yıllarda böyle bir değişimin yaşandığına, Kürt klanlarının bu döneme kadar kendi adlarıyla yaşadıkları ve zaman zaman büyük hakimiyetler kurduklarına işaret eder. Bu anlamda Sümer ve Akad kaynaklarında geçen Subaru / Sibaru krallığının günümüzde Zibari klanının yaşadığı topraklarda kurulmuş olması; Ksenophon’un Anabasis’te bahsettiği Gordyene halkının topraklarında bugün Gerdi adlı bir aşiretin varlığı; yine Khaldain / Keldani (Xeldain - Haldain) topraklarında bugün Xaldî adlı bir klanın bulunması ve Ahlat (Xelat), Çıldır (Xildir), Çaldıran (Xildiran) gibi adlarla yerleşkelerin bulunması tesadüf değildir. Yine aynı şekilde tarihteki Paraz isminin günümüzde Baraz ve Berazî adlarındaki klanları, Batna ve Botanoi isimlerinin Botan / Bohtî klanını, Ermeni kaynaklarında geçen Mamigon’un Mamekan klanını, Sapikane isminin Sipkan klanını, Yunan kaynaklarında geçen Hadhaban’ın Hızbanî klanını, Bazeyn’in Biznî klanını, Bagrati ve Bagravend adının Bagiran (Bekiran - Bekran) klanını, Belkaniya adının Belikan klanını karşıladığı farkedilmektedir. Şüphesiz Kürt klanlarının tarihteki karşılıkları bu örneklerle sınırlı değildir ve bu durum başka bir yazının konusu olarak ileride sunulacaktır.

Yunan ve Roma kaynaklarında çokça geçen Kürt klanlarına İslam kaynaklarında ilk olarak 943 yılında Mesûdî ve 951 yılında İstahrî değinir. 977'de ise coğrafyacı İbni Havkal, Suret El Ard adlı eserinde Kürt aşiretlerini tanıtır. Mesûdî, Maruc adlı kitabında Dinawer ve Hemedan bölgelerinde Bawende ve Şuhcan; Kengawer bölgesinde Macurdan; Azerbaycan’da Hizbanî ve Sarat; Cibal bölgesinde Şadancan, Lazba (Lurri), Madancan, Mazdanakan, Barisan, Xallî (Celali), Cabarkî, Cavani, Mustakan; Suriye’de Dababila; Musul ve Cudi’de Hristiyan Kürtler olan Yakubî ve Curkan gibi klanlardan bahseder ve bunların yaşamıyla ilgili ayrıntılar verir. Mesûdî daha sonraları yazdığı Tanbih adlı eserindeyse bu listeye Bazîncan, Nûşaviran, Buzîkan ve Kîkan gibi aşiretler ekler. İstahri Zivan, Lavalican, Berazan, Karîyan ve Bazancan gibi Kürt aşiretlerden söz eder. En geniş listeyi ise İbni Havkal sunar. 33 Kürt aşiretinin ismini veren Havkal, Kürt aşiretlerinin sayısının yüzden fazla olduğunu belirtir. Kendileri de Kürt olan İbni Halikan (Xelîkan) ile İbni Fadlan (Fadilan aşireti Şedadilerin bir koluydu) gibi gezgin ve biyograficilerin bahsettiği Kürt aşiretlerinden sonra Ortaçağda Şerefhan, Evliya Çelebi ve Makrîzî gibi tarihçilerin vermiş olduğu Kürt aşiret listeleri birbirine eklendiğinde boy olarak ne kadar zengin bir halkla karşı karşıya olduğumuz farkedilecektir.

Aşiretlerle ilgili genel bir bilgilendirme yapacak olursak yakın geçmişe kadar bir aşiretin oluşabilmesi için nüfus olarak çoğunluğa bakılmaksızın dört ana unsur gerekmeteydi.
1- Aşirette aristokrat bir ailenin ve reisin bulunması
2- Abitler adı verilen hizmetli sınıfın ve ailelerinin bulunması
3- Aşiret bireylerine ya da aşiretin üst sınıfına ait toprakların bulunması
4- Molla ve şeyh ailelerinin mevcudiyetinden oluşan bir ruhban sınıfının bulunması
Bu şartların yanında bir aşiret en az iki Kabile‘nin bir araya gelmesiyle oluşturulabilirdi. Bir Kabile 2 Bav‘dan, bir Bav 2 Malbat‘dan, bir Malbat ise 2 Mal‘dan oluşmaktaydı. Yani böylelikle bir aşiretin oluşabilmesi için ayrı ayrı olmak üzere 2 Kabile veya 4 Bav veya 8 Malbat ya da 16 Mal bir araya gelmeliydi. Aşiretin en küçük grubu olan Mal ise temel olarak bir aile demekti ve bu aile bir baba (bav), oğul (kur), torun (nevî), torunoğlu (nevîçirk - kurnevî), torunun torunu (nevîyê nevîya) ile bütün bunların çocuklarından (ortalama 300-600 kişi arası) oluşmaktaydı. Eğer bu 5 kuşaktan daha büyük bir aile birliği varsa bunlara Ate, eğer geçmişte akraba olan iki Ate, bir birlik kurmuşlarsa buna da Taxim denilmekteydi.  Aşiretler bu tip yapıların bir araya gelmesiyle oluşuyordu. En az iki aşiret de bir araya gelerek Mîr’likten daha küçük ve bir tür konfederasyon olan Ebr‘i meydana getirmekteydi.

Salt olarak basit bir aile birliği olmayan aşiretler, aynı zamanda yerel bir yönetim birimiydi de. Örfi kanunlara göre yönetilmekte olan aşiretler, başlıca Mala Arfê, Mala Şewrê ve Mala Şer’ê adı verilen yönetim organlarınca idare edilmekte ve kendi içlerinde tamamen özerk bir yapıya sahiptiler. Mala Arfê, bir tür arifler meclisiydi ve burada aşiretteki her türlü karmaşa ve olaya çözüm bulunurdu. Kişiler ancak Mala Arfê üyelerinden üç kişi kendisini önerir ve toplumda adaletiyle tanınırlarsa bu meclise üye olabilirlerdi. Meclisteki kişilerin sayısı en az yedi olmak üzere tekli bir sayı olmak zorundaydı. Bu mecliste karar sırasında üyelerin cübbe giymiş olmaları, ortaya konulan tepside bir kılıç ile bir Kuran bulunması şartı vardı. Mala Şewrê, bir danıştay meclisiydi ve üyeleri bir aileden oluşurdu. Üyelik sistemi babadan oğula geçtiği için aşiretlerde akıllılıklarıyla ünlü aileler bu mecliste yer almaktaydı. Babadan oğula geçtiği için de karar mekanizması geçmişte verilmiş kararların etkisiyle verilmekteydi. Aşiretin içinden çıkamadığı konularda danışmanlık yapar ve Mala Arfe’nin almış olduğu kararları bozma yetkisine sahipti. Mala Şer’ê ise genel itibariyle ruhban sınıfının eğemen olduğu ve kararları aşiret inancının kurallarına göre değerlendiren ve bu konuda fetva veren bir kurumdu. Aşiretlere göre değişik yapıları olan bu kurumda yer alan erkek üyeler genel olarak Melle, Şêx, Pîr, Bavê Kal, Baba ve Dede gibi ünvanlar kullanırken mecliste kadın üye varsa Dîya Pîr ya da Diya Şêx adıyla kendilerine hitap edilirdi. Dinsel şeriata uygunluk önemli olduğu için de Mala Arfê veya Mala Şewrê ne karar almış olursa olsun tanrının emrettiği şekilde olay sonuca bağlanırdı. Bütün bu kurumların dışındaysa başka ve sadece aşiret reisine bağlı olan Egîdan sınıfı vardı ki bu sınıf kahramanlıklarıyla ünlü kişilerden ve kuvvetleriyle verilecek her türlü kararı yerine getirebilecek kişilerden oluşmaktaydı.

Yönetim biçiminin daha iyi anlaşılması için iki komşu Ebr olan Milan ile Berazî’lerin 18. yüzyılın sonlarında kayıtlara geçmiş bilgileri paylaşmakta yarar olacaktır.

Milan (Milli) Konfederasyonu, Elîya, Berguhan, Beskî, Bucax, Çekalî, Çemikan, Çîya Reş, Danan, Deşî, Dirêjan, Hecî Beyram, Xoşîyan, Îsê Adet, Îzolî, Canbegî, Kelandilan, Kassîyanî, Kewat, Keliş, Xelkan (Xellacan), Kum Reş, Mendan, Merd, Matmîya, Manli, Meşkan, Nasrîyan, Porxa, Sanan, Şarkan, Şivan, Tirkan, Zeydan, Zirafkan, Heçkan ve Xidrekan aşiretlerinin birleşmesiyle oluşmuştu. Yönetim kadrosu ve görev dağılımı şöyleydi:

Başkan: Zor Temir Paşa
Kadın sorumlusu: Rehime Xatûn
Fetva ve İlim Sorumlusu: Melle Elî
Ruhani Liderler: Şêx Seydayê Cizrawî ailesi
Mahkemeler ve Adalet İşleri: Xidrekan Aşireti
Aşiret Kuvvetleri Sorumlusu: Dewrêşê Evdîyê Şarkî
Bayrak Temsilcisi: Amer Axa
Elçi: Seraptûn Amer Beg
Yazı İşleri: İsa Beg (Zor Temir Paşa’nın yeğeni)
Denetmen: Arif Evdoyê Şarkî ile Mihemed Baqir

Berazî Konfederasyonu, Eladînan, Didan, Dinan, Qeregêçan, Kêtikan, Meafan, Mîr, Oxîyan, Pîjan, Kurdîkan, Şedadan, Şêxan ve Zerwan aşiretlerinin birleşmesiyle oluşmuştu. Yönetim kadrosu ve görev dağılımı şöyleydi:

Başkan: Hemoyê Kerho
Kadın Sorumlusu: Şarê Xatûn
Fetva ve İlim Sorumlusu: Melle Salih
Ruhani Liderler: Şêx Berkel, Şêx Bozan, Şêx Hûsênê Kosan aileleri
Mahkemeler ve Adalet İşleri: Aladdin ailesi
Aşiret Kuvvetleri Sorumlusu: Kerhoyê Kêtikî
Bayrak Temsilcisi: Zaret Köyü şeyhleri
Elçi: Mêlik Simail Qeregêçî
Yazı İşleri: Mardekî ailesi
Denetmen: Arif Heccî Elîyê Ebbasok

KÜRT AŞİRETLERİ

Aşağıda verilan Kürt aşiretleri listesi doğudan batıya doğru sıralanmış ve aşiret konfederasyonlarına bağlı ya da herhangi bir konfederasyona bağlı olmayan ama büyük aşiretlerden oluşturulmuştur. Mehrdad R. Izady’nin yayımlamış olduğu listedeki eksik aşiretler çeşitli kaynaklardan yapılan taramalarla tamamlanmış ve aşiretler ile ilgili bilgiler güncellenmiştir.

1. HORASAN BÖLGESİ

A- Kuzey Horasan
(Aksi belirtilmemişse, buradaki tüm aşiretler Kurmanci konuşan Sunnilerdir, bir kısmı Şiilikle de ilintilidir)

Zafranlî Konfederasyonu
(Zaferanli, Çemişgezek Konfederasyonu olarak da bilinen bu klan, Horasan’ın hem İran hem de Türkmenistan’daki üçte ikilik doğu kesimlerinde yaşamaktadırlar)

Amaran (Amêran ve Omeran adlarıyla da bilinmektedir)
Amîran
Bakran (Biçran, Bekran ve Bekiran adlarıyla da bilinmektedir)
Baçvan (Baçyan ve Baçîyan adlarıyla da bilinmektedir.)
Badelan (Bahadıran olarak da bilinen aşiret, Badıllı, Badel ve Badil adlarıyla da tanınır.)
Berîvan (Brîkan ve Baherwend adlarıyla da bilinen bu aşiret, Lakî aksanıyla konuşur ve Yarasinilik inancını taşırlar.)
Burakay (Doğu Kürdistan’da yerleşik olan Burakay aşiretiyle ile bağlantılıdırlar. Güney Kurmancîsi konuşurlar ve Sünni İslam inancındadırlar.)
Gewlîyan
Hîzolan (Îzolî - Îzolan - Kuzey Kürdistan’da Elazığ ve Urfa’da yerleşik olan Îzol aşiretiyle bağlantılıdırlar. Aşiretin hangi kanadının göç ederek yer değiştirildiği bilinmemekle birlikte, Nadir Şah döneminde Kuzey Kürdistan’dan Horasan’a yerleştirildikleri sanılmaktadır)
Hazoan (Hemzakan adıyla da bilinen aşiret antik Hazaban / Hadhaban / Hizban adlı Kürt klanıyla ile bağlantılıdırlar)
Hevedan (Hemedan ve Mihemedan adıyla da bilinen aşiret, Kuzey Kurmancîsi konuşurlar ve Yezidilik inancına sahiptirler.)
Îzan
Celalî
Kaykan (Keyikan ve Keykanî adıyla da bilinen bu aşiretin geçmişte Kürtlere liderlik yapmış bir Key ailesinden geldiği sanılmaktadır)
Kowa (Kovan, Kavîyan, Kowend)
Kukban (Kukbanikan, Kuhanîkan ve Kuxpanîkan adıyla da bilinen bu aşiret, Urfa’da yerleşik olan Kuxpinîk aşiretiyle bağlantılıdır. Kuxpînik aşireti, Kuzey Kürdistan’da Urfa ve civarında yerleşiktirler)
Milan (Millî adıyla da bilinen aşiret, Kuzey Kürdistan’daki Millî / Milan aşiretiyle bağlantılıdır.)
Muzdakan (Mezdekan)
Paluvulan
Pehlawan (Pêllewan)
Qarman (Qehramanan - Qeremanan)
Qereçurlu (Qereçul)
Qeçkan
Reşwan (Reşwend)
Rutakan (Ruttikan)
Şaran
Şêyxan (Şexan, Şêxanî ve Şeyh Xanî adıyla da bilinirler ve Kuzey Kürdistan’daki Şêxan -Şeyhanlılar- aşiretiyle bağlantılıdırlar. Sünnidirler ve Arap soylu olduklarına inanırlar ve kendilerinin İmam Bakır vasıtasıyla Hazreti Muhammed’in torunu olduklarını söylerler)
Şaman (Biçaran)
Sîlsêporan
Sîwakan (Sîwêreg ve Sêwîkan adıyla da bilinen aşiretin Siverek’ten gitmiş olma ihtimali çok yüksektir ve çevredeki aşiretlerin aksine Dimili konuşmaları buna işaret etmektedir. Ortadoks bir Alevîlik benimsemiş olan bu aşiretin adının önceleri bir konfederasyon olduğu sanılmaktadır)
Sufîyan (Sofîyan)
Topkan
Wêran
Zeydan

Şadan (Şedad) Konfederasyonu
(Horasan bölgesinin güney çeyreğini kapsamaktadır)

Alan (Elan adıyla da bilinirler)
Bugan (Began adıyla da bilinirler)
Dîrqan (Zirqan veya Zirikan adıyla da anılırlar. Lübnan’da yaşayan Ziriqî Kürt aşiretiyle bağlantılı olabilirler)
Gerîvan
Gurdan (Kurdan olarak da bilinirler)
Înran
Caban (Japan - Jaban, Şe’ban)
Cuyan
Kahan
Kupran
Mîtran
Qerebaşan
Qilîçan

Konfedere olmayan Aşiretler

Lak (Abiward ile Çahçaha arasında yaşarlar. Lakî konuşurlar, Yarisanidirler)
Qereçûrlû (Horasan bölgesinin daha küçük olan Kuzeybatı kesimleri ile batıdaki bazı küçük kesimlerde yaşamaktadır)
Zend (Abiward ile Cahçaha arasında yaşarlar. Lakî konuşurlar, Yarisanidirler. Bu aşiret İran’da Kerîmxan Zend adlı Kürt hükümdarın liderliğinde 50 yıldan fazla bir süre hüküm sürmüş bir hanedanlıktı. Bu aşiret, daha önceleri güçlü dönemler geçirmiş olan aşiretlerin aşiret konfederasyonlarına üye olmamalarına önemli bir örnektir.)

B- Koxîstan-Bircand Bölgesi

Bohluli (Behlûlîyan ve Balûlî adıyla da bilinirler. Kayn ile Taybet anısında yaşar, Lakî konuşurlar. Yarisanîlik inancı taşırlar. Yarisanîliğin (Ehli Hak) kurucusunun 8 ve 9. yüzyılda yaşayan Kürt bilgesi Bahlûlî Dana / Zana olduğu bilinmektedir. Aşiretin günümüzde aynı mezhep inancını taşıması ve isminin Bahlûlî olması tesadüf değildir)
Menawend (Bircand’ın kuzeydoğusunda yaşarlar ve Lakî konuşurlar. Yarisanidirler)
Ruşnawend (Raşawend-Tabas Masîna bölgesinde yaşarlar. Lakî konuşurlar, Yarisanîdirler)
Topkanan (Bircand’ın güneyindeki Keşmar ve Bakran Kuh bölgesinde yaşarlar. Kuzey Kurmancisi konuşurlar ve Sünnidirler)

2. ELBRUZ DAĞLARI

A- Mazandaran Bölgesi
(Aksi belirtilmemişse, buradaki tüm aşiretler Kurmanci konuşurlar. Genel olarak Sünni olmakla birlikte Şiilik / Alevilik ile ilintili olanları da bulunmaktadır., bir kısmı Şiilikle de ilintilidirler.)

Hecawend Konfederasyonu
(Nur, Kecur, Kalardeşt ve Pul bölgelerinde yaşarlar, Lakî konuşurlar, Yarisanidirler)

Dilfan
Kekawend (Kâkawend)
Lak
Siltankulîxanî

Konfedere olmayan Aşiretler
(Aksi belirtilmemişse, Kuzey Kurmancisi konuşurlar ve Sünnidirler.)

Elîkan (Demawend ve Lur bölgelerinde yaşarlar. Dimilî konuşurlar ve Alevidirler. Aşiretin, Dersim yöresinden Erzurum’a doğru uzanan bölgede yaşayan Elîkî aşiretiyle bağlantılı olduğu sanılmaktadır.)
Belikan (Pêlîkan adıyla da bilinen aşiret Geçsar ve Kenduwan arasında kalan dağlık bölgede yaşarlar. Dimili konuşurlar ve Alevidirier)
Grili (Greyli adıyla bilinen aşiret Neka nehri kıyısında yerleşiktirler. Güney Kurmancisi konuşurlar ve sünnidirler)
Gulbadî (Behşehr ile Bender Gaz arasındada yaşayan aşiret Kurmanci konuşur ve sünnidir. Gulbadî aşiretinin Hindistan’ın batısında yaşayan Gulbexdî adlı Kürt aşiretiyle ilintili olduğu sanılmaktadır. )
Laricanî (Larican civarındaki dağlık bölgelerde yaşarlar ve yaşadıkları bölge ile aynı ismî taşıdıklarından yerli bir aşiret oldukları ve düşünülmektedir. 900'lü yıllara ait İslam kaynaklarında bölgenin ismi aynı şekilde geçmekte ve burada Kürtlerin olduğundan bahsedilmektedir.)
Meshaî (Bender Gaz yakınlannda)
Nawaî (Newaî adıyla da bilinirler. Amul yakınlarında yaşarlar)
Neka (Neka nehri kıyısında yaşarlar ve nehir ile aynı ismi taşıdıklarından yerli bir aşiret oldukları ve uzun bir müddettir yer değiştirmedikleri düşünülmektedir.)
Nurî (Nur şehri civannda)
Ûmranan (Galugah bölgesinde)
Xaltî (Xaldê, Xaltî ve Xaltan adıyla da bilinirler. Antik Xaldî hükümdarlığı ile ilişkilendirilen bu aşiret, Kürdistan’ın birçok bölgesine dağılmış ve bu bölgelerde küçük aileler olarak yaşamaktadırlar. Fakat Neka Nehri kıyısında yaşayan Xalti aşireti burada merkezî bir aşiret olarak yaşamakta ve güçlü bağlarını henüz korumaktadırlar.)

B- Gîlan Bölgesi

Amarlı Konfederasyonu
(Deyleman ve Siyahkal ile Şahrud vadisi arasında yaşarlar. Büyük Baban Konfederasyonu’nun bir kolu olduklarına inanırlar. Kuzey Kurmancisi konuşurlar ve Sünnidirler)

Baha Davalan
Beyşan
Devalan (Devalkan)
Şamlı (Şemkan)
Şekulan (Şahkanan)
Sîtacan (İstacan)

Konfedere olmayan Aşiretler

Bacalan (Goranî konuşurlar ve Yarisanidirler)
Boxtuyî (Bohtanî adıyla da bilinirler. Kuzey Kurmancisi konuşurlar ve Sünnidirler)
Çigînî (Şahrud ırmağının kuzeyinde yaşarlar. Güney Kurmancisi konuşurlar ve Sünnidirler)
Çemişgezek (Dimilî konuşurlar ve Alevidirler. Dersim kökenli oldukları düşünülmektedir)
Celilwend (Celalwend adıyla da bilinirler. Laki konuşurlar, Yarisanidirler)
Kelhur (Goranî konuşurlar, Yarisanidirler)
Kakawend (Laki konuşurlar, Yarisanidirler)
Kirmanî (Güney Kurmancisi konuşurlar, Yarisanidirler)
Mafî (Kirmanşah Mafî’leri ile bağlantılıdırlar. Yarisani ve Şiidirler)
Kiyaswend (Komasî ve Silahur adlı büyük iki koldan oluşan aşiret, Laki konuşur ve Yarisanidirler)
Reşwend (Reşawend adıyla da bilinirler. Kuzey Kurmancisikonuşurlar, Sunnidirler)
Welîyarî (Güney Kurmancisi konuşurlar, Yarisanidirler)
Yeminî (Güney Kurmancisi konuşurlar, Sünnidirler)

C- Zencan - Xalxal Bölgesi

Delîkan (Xalxal bölgesinde yaşarlar. Kuzey Kurmancisi konuşurlar ve Sünnidirler. Bu aşiretin bir kısmı 1800'lü yılların başında kendi içlerindeki bir husumetten dolayı aşiretten ayrılmış ve Kuzeybatı Kürdistan’a göç etmiştir. Gittikleri yörelerde Halhallı, Halehalan, Xalxal, Xellexelan ve Dellê adıyla bilinen ve küçük aileler halinde yaşayan bu aşiret parçası at yetiştiriciliğiyle tanınmakta ve küçük bir kısmı Türkleşmiştir.)
Canpulat (Cumbalat, Canpolad ve Jumplat adıyla da bilinen bu aşiret 1600'lü yılların başında Celalî İsyanları’nın bastırılmasıyla dağıtılan Canbolad aşiretinin doğuya sürülen parçasıdır. Xalxal’ın doğusunda yaşarlar ve diğer Canbolad aşiretleri gibi Kuzey Kurmancisi konuşurlar. Fakat Kuzey Kürdistan’da ve Lübnan’da yer alan Canbolad aşiretlerinin büyük bir kısmı Dürzî iken buradakiler Sünnidirler)
Kilîsxanî (Xalxal’da yaşayan bu aşiretin 1600'lü yılların başında Celali İsyanları’nın bastırılmasından sonra bölgeye sürgün gönderildiği sanılmaktadır. Daha önceleri Kilis’te yaşayan Kilisxanî aşiret, halen Kuzey Kurmancisi konuşurlar, sünnidirler)
Şatranî (Şedranî adıyla da bilinen aşiret Erdebil’in güneyinde yaşar, Kuzey Kurmancisi ve Azerice konuşurlar. Şiiliği benimsemişlerdir. Azerilerle yakın bağlar kuranlarının bir kısmının Caferilikle ilgili oldukları da gözlemlenmiştir.)

3. ORTA İRAN PLATOSU

A- Keşan - Qum Bölgesi

Bexdadî (Ancilawendîyan adıyla da bilinirler. Saveh’in batısında yaşarlar. Lakî konuşurlar ve Yarisanidirler. Bir dönem Bağdat’ta yöneticilik yapmış bir ailenin soyundan geldiklerini söylerler.)
Kelhur (Saveh’in güneyindeki Qereçay’da yaşarlar. Goranî ve Güney Kurmancisi konuşurlar. Yarisanidirler)
Lak (Karkas Dağlarındaki Kohak ve Kurdekan bölgelerinde yaşarlar.)
Pazûki (Paziki, Baziki, Beskî adıyla da bilinirler ve Kürdistan’ın birçok bölgesinde akraba aşiretlere sahiptirler. Tahran’ın doğusundaki Weramin dolaylarında yaşarlar. Kuzey Kurmancisi konuşurlar, Şii ve Sunnidirler)
Ossanan (Germsar ve Weramîn bölgelerinde yaşalar, Lakî konuşurlar. Yarisani ve Şiidirler)
Zend (Kum’un güneybatısında yaşalar. Lakî konuşurlar ve Yarisanidirler. Diğer Zend aşiretleriyle akrabadılar.)

B-Fars

Kakai (Şiraz’ın hemen Kuzey Batısında yaşarlar. Lakî konuşurlar, Yarisanidirler)
Kurdşilî (Marasurhî dağlık bölgesinde, Şerî Naw ve Cehrom’da yaşarlar. Laki konuşurlar ve Yarisanidirler)

C- Belucîstan

Guran (Bampor dolaylarında yaşar, Gorani ve Laki konuşur. Yarisani ve Şiidirler. Büyük Goran Konfederasyonu’nun üyesidirler ve geçmişte bu bölgede hüküm sürmüşlerdir.)
Zengena (Bampor’da yaşarlar. Güney Kurmancisi konuşurlar ve Sünnidirler)
Kelhur (Taftan volkanik dağlık bölgelerinde yaşayan aşiret Goranî konuşur ve Yarisanîliği benimsemişlerdir. Kürdî bir kavim oldukları bilinen Beluciler ile akrabalık kuran bu aşiret günümüzde Belucileşmektedir.)
Yelxanî (Bampor’da yaşarlar, Güney Kurmancisi konuşurlar ve Sünnidirler)

4. DOĞU KÜRDİSTAN
(Aksi belirtilmemişse, bu bölgede yaşayan aşiretlerin tümü de Güney Kurmancisi konuşan Sunnilerdir)

Bilbas Konfederasyonu
(Urmiye Gölü’nün Güneybatısı)

Mamaş
Mangur
Ocaq (Uşşaq, Uşax ve Uşaxî adıyla da bilinirler. Dersim kökenli olma ihtimalleri vardır. )
Pîran
Ramak
Sîn (Sînemilli aşiretiyle bağlantılıdırlar)

Gulbaxî Konfederasyonu
(Bicar’ın Batı ve Kuzeybatı kesimleri)

Çûkareşî (Çukareştî)
Gameli
Cûcareş
Kalkeni (Qalqalî)
Kakawend (Kakaswendi)
Kamilî
Murad Goranî (Miraz Goranî)
Pitawasarî
Qomrî
Sindulî (Sîn ve Sînemilli aşiretiyle bağlantıldırlar)

Caf Konfederasyonu
(Cewanrud ile Sanandaj arasındaki bölgede yaşarlar. Orta Kürdistan’da yaşayan büyük Caf aşiretinin bir koludurlar)

Basugî
Gelalî
Harunî
Înakî
Îsmail Ezîzî (Simail Ezzo)
Keleşî (Keleşîn)
Kemalî
Mandumî
Mikailî
Qobadi (Kowa, Kovan ve Kuvadî adıyla da bilinirler)
Ruhzadî
Şatirî
Tarhanî
Weladbegî

Mandumî Konfederasyonu
(Bicar’ın Güneydoğu kesimleri)

Elîmiradî
Tarîmuradî
Lewlerzî

Mukri Konfederasyonu
(Urmiye Gölü’nün güneyi ile Mehabad ve Diwandara arasında yaşarlar. Bu konfederasyon günümüzde büyük ölçüde etkisini yitirmiş ve çözülmüştür.)

Begzade
Dehbokrî
Caf (Mehabad bölgesinde yaşarlar ve Caf aşiretinin bir parçasıdırlar)
Qasiman

Konfedere Olmayan Aşiretler
(Bunların çoğu, Büyük Erdalan Konfederasyonu parçalanmadan önce aynı çatı altındaydı. Aksi belirtilmemişse, tümü de Güney Kurmaneisi konuşurlar ve Sünnidirler)

Ahmedî (Ehmedî olarak da bilinirler ve Bana yakınlarında yaşarlar)
Alan (Elan olarak da bilinirler ve Serdeşt yakınlarında yaşarlar)
Erdelan (Sanandaj’ın Kuzeybatı kesimlerinde yaşarlar. Eski Erdelan beyliğiyle ilintili olarak bu adı çok sonra kullanmaya başlamışlardır. Erdelan Beyliği’nin yıkılmasından sonra asıl Erdelî aşireti dağıtılmıştı.)
Babacanî (Gorani konuşurlar ve Yarisanidirler)
Behrambegî (Bana, Dizli ve Çemçemal yakınlarında yaşarlar)
Belawend (Laki konuşurlar ve Yarisanidirier)
Başuqî
Baskula (Serdeşt’in batı kesimleri)
Biryahî (Biryarî olarak da tanınırlar ve Serdeşt yakınlarında yaşarlar)
Bistarawend
Burakay
Dorraci
Feyzullahbegi (Bukan, Takab ve Saqız yakınlarında yaşarlar)
Geşkî (Keşki - Kamyaran yakınlarında yaşarlar)
Gargei (Gergaî ve Gergerî olarak da bilinirler. Semsur -Adıyaman- dolaylarındaki Gergerler ile akraba oldukları sanılmaktadır)
Gawurka (Gewrik adıyla da bilinirler. Serdeşt ile Saqız ve Mehabad arasında yaşarlar)
Hemaweysi
Heyderbegî (Merivan yakınlarında)
Celalî (Sanandaj’ın doğu kesimlerinde)
Kelalî (Gelali adıyla da bilnen bu aşiretin daha önceleri Celali aşiretinin bir kolu olduğu bilinmektedir. Saqız dolaylarında yaşarlar.)
Kelasî (Serdeşt yakınlarında)
Kemanger (Kamyaran yakınlarında)
Kulî (Gulî adıyla da bilinirler. Sanandaj’ın Kuzeydoğu kesimlerinde yaşarlar)
Komasî (Merivan ile Sanandaj arasında yaşarlar)
Lak (Lakî konuşurlar ve Yarisanidirler.)
Lutfullabegi (Bana yakınlarında yaşarlar)
Meriwani (Meriwan ile Pencwin arasında yaşarlar)
Osmanbegî (Mehabad’ın güneyinde yaşarlar)
Qobadi (Gubadî ve Qubadî adlarıyla da bilinirler.)
Sursûrî
Serşîv
Zend (Qurwa dolaylarında yaşarlar. Lakî konuşurlar, Yarisanîdirler)
Weladbegî

5. Güney Kürdistan

Atkuwazî Konfederasyonu
(Mehran, Bedra ve Çiwar dolaylarında yaşarlar. Laki konuşurlar, Yarisanidirler)

Benserda (Benzerda ve Benîserda adıyla da bilinirler)
Benwîza

Keşwend
Kurdel
Malîkeşwend
Maysamî
Mîr
Muma
Murt
Qaytunî
Qiruşwend

Hewreman Konfederasyonu
(Hewreman bölgesinde yaşarlar. Gorani’nin Hewremani lehçesini konuşurlar ve Yarisanîdirler)

Lahûnî (Cafersiltanî)
Textî
Behrambegî
Hesansiltanî
Mistefasiltanî

Ayvan (Îvan) Konfederasyonu
(Nefti Şah, Nefthane ve Mendali yakınlarında yaşarlar. Güney Kurmancisi konuşurlar ve Sunnidirler)

Benîseyrê
Çulak

Bacalan (Bacarwan) Konfederasyonu
(Kasr-ı Şirin, Xaneqîn, Quratu, Şêxan, Dergezin, Horin ve Cizani bölgelerinde yaşarlar. Gorani konuşurlar, Yarisanidirler)

Comur
Qazanî

Beyranwend (Silakur) Konfederasyonu
(Ortaçağdaki Berawendîler ile bağlantılıdırlar.
Hemedan’ın güneyinde, Luristan’ın Silakur bölgesine doğru olan kısımlarında yaşarlar. Lakî konuşan aşiretin bir kısmı Yarisanî diğerleri Şiidirler)

Eleyno
Çeqelwend
Daşeyno
Komasî
Reşwend (Reşawend)
Zend

Goran Konfederasyonu
(Kirmanşah ile Pawa arasında kalan bölgededirler. Gorani konuşurlar ve Yarisanidirler.
Geçmişte Seyfeddîn Surî tarafından kurulan Gor devletinin hanedanlığıyken zamanla konfederasyona dönüşmüştür.)

Bîbîyan
Biwanîc
Daniyalî
Gewera (Gehwera veya Gewhera adıyla da bilinirler)
Heyderî
Nirzî
Xelkanî Behrami (Xelkan)
Xelkani Siperî (Xelkan)
Şabanqera (Çupanqara)
Tufangçî
Yasamî

Holaylan Konfederasyonu
(Kirmanşah’ın doğusunda, Sonqor dolaylarında yaşarlar. Lakî konuşurlar ve Yarisanîdirler)

Belawend
Celalawend (Celalan)
Osmanawend
Tarhan
Zerdelan

Comir (Comur - Comhur) Konfederasyonu
(Hemedan’ın güneyinde. Laki konuşurlar, Yarisanidirler)

Evdalî
Berazî (Kuzey Kürdistan’da Urfa ve Maraş arasındaki bölgede meskûn Berazî adlı bir aşiret konfederasyonu vardır.
Kuzeybatı Kürdistandaki Berazî Konfederasyonu’nun en büyük üyesi olan Dinna Aşireti’nin Moğol saldırıları sonrası bu bölgeden geldikleri bilinmektedir.)
Guma
Şahweysî

Kelhur Konfederasyonu
(Xeneqîn ile Kirmanşah arasında. Muhtemelen günümüzdeki en büyük Kürt aşiret konfederasyonudur.
Yarisanidirler, çoğunluğu Gorani, bir kısmı da Güney Kurmancisi konuşurlar)

Evdilmuhamedî
Elîrizawend
Elwendi
Berga
Budaxbegî
Çillaî
Faruqî
Gelîadar
Harunabadî
Celowgir
Kelapa
Kellacub
Kemar
Kerempana
Kazimxanî
Kerga
Xalidî
Homan
Kirbîyan
Mansurî
Maydeştî (Mahîdeştî)
Mîr Ezîzî
Mu’mînî
Muxîra
Muşgir
Papiran
Qulami
Qumçi
Receb
Remezanî
Rizawend
Rutwend
Seyîdnaza
Seyyîdan
Selka
Şeybenî
Şahînî
Şirzadî
Şivankâra (Şivankan)
Sîya
Teleş (Taliş adıyla da bilinen aşiret Kuzey İran kökenlidir ve başta Talış halkının bir üyesiyken 900'lü yılların başında Kürtleştikleri varsayılmaktadır.)
Zeynelxanî

Xizir (Kizil - Kezal) Konfederasyonu
(Mendali ve Sumer’de yaşarlar. Laki konuşurlar, Yarisanidirler)

Xizirwend
Murşîdwend
Qolîwend
Şemsîwend

Pehla (Feylî) Konfederasyonu
(Bağdat’ın kuzeydoğusundaki Bakûba ile Xuzîstan arasında yaşarlar.
Laki konuşurlar ve Yarisanî ile Şiiliği benimsemişlerdir)

Bapîrwend
Biraspî
Şeydarwend
Dustaliwend
Goran
Heywarî
Cebirwend
Cugî
Kelkuh
Xizirwend
Kowliwend
Mamasîwend
Mamî
Mamûs (Mamûş)
Maral
Mirawerzî
Muradxanî
Newrozwend
Osîwend
Papî
Şakarbegî (Şakirbegî)
Şaraka
Suleymanxanî
Zergûş

Kelxanî (Kelkan) Konfederasyonu
(Kirmanşah’ın kuzeybatısında, Kuzaran dolaylarında yaşarlar.
Xelkanlar ile bağlantılıdırlar. Goranî konuşurlar, Yarisanidirler)

Eynawend
Baçaxalî
Berawlî (Berwalî)
Bizirabadî
Dengî
Divaka
Malgi (Maliki)
Necefî
Pêştmala
Kelazencirî (Kolzencirî)
Karî
Kerka
Rûsteman
Sebzan
Serêwara
Wistalî

Karalos Konfederasyonu
(Mendalî ile Tengî Sûmer arasında yaşarlar. Güney Kurmancisi konuşurlar ve Sünnidirler)

Çermawend
Gew Sêwarî
Geş
Keytun
Kakawend
Neftçî

Salas Konfederasyonu
(Kirmanşah’ın batısı ile Kerend arasında yaşarlar.
Güney Kurmancisi konuşurlar, Sunnidirler. Üç küçük konfederasyondan oluşurlar)

1.

Babacanî
Begzade
Zemkanî

2.

Kobadî (Gubadî)
Bezanî
Begzade
Mîrakî
Textan
Tengî Îzdaha
Zîlanî

3.

Weladbegî
Eliaxayî
Derwêş
Delazihirî
Duruyî
Keleka
Xalwend (Xelkan ile bağlantılı olma ihtimali vardır)
Reşîdan

Sencabî Konfederasyonu
(Pawa ile Mayadeşt arasında yaşarlar. Goranî konuşurlar ve Yarisanîdirler)

Ebbaswend
Elîwend
Allahyarxanî (Îlahîxanî)
Baxî
Bawan (Bawend adıyla da bilinirler Büyük Baban Konfederasyonu’nun eski üyelerindendirler.)
Çelawi (Çelebi)
Dataca
Dewletmend
Derhawar
Heqnazarxanî
Celalawend (Celalwend)
Kelalawend (Kelalwend)
Keka
Hoşrawî
Kolkol
Nêzka (Tergan adıyla da bilinirler)
Simînwend
Sufî
Surxakî
Surhawend

Şerefbeyanî Konfederasyonu
(Şiwaldir dağları, Şirvan nehri ve Şêxan dolaylarında yaşarlar)

Kurakî
Emirhanbegî
Eziz Begî
Gaharî
Nadirî

Siwarameyrî Konfederasyonu
(Xeneqîn, Şehreban ve Ebu Cisra yakınlarında yaşarlar. Lakî ve Güney Kurmancisi konuşurlar, Yarisanidirler)

Kelhur
Tutik
Mamekan
Înantir

Tirkaşwend Konfederasyonu
(Asadabad ile Hemedan ve Tusirkan arasında yaşarlar. Lakî konuşurlar ve Yarisanidirler.)

Elîcani
Elîmurşîd
Rahmetî
Sûleymanî
Zend

Zend Konfederasyonu
(Hemedan’ın Güney ve kuzeybatı kesimlerinde yaşarlar. Lakî konuşurlar, Yarisanî ve Şiidirler)

Elîyan
Mamedan
Kanî
Salih Axa
Tahirxanî

Konfedere Olmayan Aşiretler

Babanî (Xeneqîn ve Kerkûk’ün kuzey kesimlerinde yaşarlar. Güney Kurmancisi konuşurlar ve sünnidirler)
Benzerda (Sarpolî ve Kasr-ı Şirin’in kuzey kesimlerinde yaşarlar. Goranî ve Güney Kurmancisi konuşurlar, Yarisanidirler)
Bawend (Dinawar ve Şahabad. Goranî konuşurlar, Yarisanidirler)
Dinarwend (Dehluran, Dalperi ve Dinar sıradağlarında yaşarlar. Laki konuşurlar, Yarisani ve Şiidirler. Dinawer kökenlidirler ve Urfa yöresinde yaşayan Dinna aşiretiyle akrabadırlar.)
Dun (Dum adıyla da bilinirler. Dinawar ve Kandula dolaylarında yaşarlar. Goranî konuşurlar ve Yarisanidirler)
Geşkî (Kirmanşah’ın kuzeyinde yaşarlar. Güney Kurmancisi konuşurlar ve Sünnidirler)
Îmamî (Eskiden Caf Konfederasyonu’na bağlıydılar. Güney Kurmancisi konuşurlar ve Sünnidirler)
Iraqî (Eskiden Caf Konfederasyonu’na bağlıydılar. Güney Kurmancisi konuşurlar, Sünnidirler)
Cewanrudî (Eskiden Caf Konfederasyonu’na bağlıydılar. Güney Kurmancisi konuşurlar, Sunnidirler)
Keyd (Musiyan ve Dehluran bölgelerinde yaşarlar. Güney Kurmancisi konuşurlar ve Sünnidirler. Kuzey Kürdistan’daki Keytikan aşiretiyle akrabadırlar)
Keyhûrda (Dehluran yakınlarında yaşarlar. Güney Kurmancisi konuşurlar ve Sünnidirler)
Kerend (Krind. Kerend şehri dolaylarında yaşarlar. Güney Kurmancisi konuşurlar ve Sûnnidirler)
Kolyaî (Sunqor ile Korwa arasında yaşarlar. Güney Kurmancisi konuşurlar, Sunnidirler)
Mafî (Kirmanşah’ın doğusunda yaşarlar. Lakî konuşurlar, Yarisanî ve Şiidirler)
Ossanan (Osîwend ile bağlantılı olabilirler. Laki konuşurlar, Yarisanidirler)
Peyrawend (Kirmanşah’ın kuzeyinde yaşarlar. Güney Kurmancisi konuşurlar ve Sûnnidirler)
Wercawend (Sahna ile Kengawer arasında yaşarlar. Lakî konuşurlar, Yarisanidirler)
Zengena (Zengî adıyla da bilinirler. Kirmanşah’ın güneybatısında yaşarlar. Gorani ve Güney Kurmancisi konuşurlar, Yarisanidirler)
Zerdelan (Belawend yakınlarında yaşarlar. Laki konuşurlar ve Yarisanidirler.
Erdelan beyliği ile ilişkili oldukları varsayılır)
Zula (Kirmanşah’ın güneydoğusu. Güney Kurmancisi konuşurlar ve Sünnidirler)

4. ORTA KÜRDİSTAN
(Hemawend aşireti hariç tutulursa, buradaki aşiretlerin önemli bir kısmı eskiden,
bu yüzyılın başında dağılan büyük Baban -Ortaçağdaki Bawend- konfederasyonuna bağlıydı.
Aksi belirtilmemişse, tümü de Güney Kurmancisi konuşan Sünnilerdir)

Delo Konfederasyonu
(Qûş Dağları ile Serkela ve Xaneqin arasında yaşarlar)

Geş
Cemrezî
Karez
Pencankuştî
Selîmweysî
Terkawend

Hemawend Konfederasyonu
(Çemçemal ile Şirwan nehri arasında ve Bêzayin bölgesinde yaşarlar. Goranî konuşurlar ve Yarisanidirler)

Begzade
Çîngînî
Kefruşî
Mamend
Piriyaî
Remawend
Reşwend
Seferawend
Şitabisar
Sifîyawend

Caf Konfederasyonu
(Süleymaniye ile Klar ve Halepçe arasında yaşarlar. Büyük öbekler halinde Güney ve Doğu Kürdistan’a dek uzamaktadırlar.
Güney Kurmancisi konuşurlar ve genel olarak Sünnidirler.)

Amela
Badxî (Badgî)
Baserî
Başkî
Harunî
Îsaî
Îsmaîl Üzeyrî
Celalî (Gelalan - Celalan)
Cewanrudî
Kemalî
Mikailî
Muradî
Nawrolî
Piştmalê
Reşubarî
Rogaî
Sedanî
Safîyawend
Şetrî
Şex İsmailî
Terkhanî
Tewgozî
Yezdanbexş
Yarweysî
Yusufcanî

Keza (Kaza - Keja) Konfederasyonu
(Kifrî ile Çinçaldan arasında yaşarlar)

Sendula Begî
Koha Behram
Serkela

Şivan (Şivan) Konfederasyonu
(Kerkûk’ün kuzeyinde, Hasa ile Zeh Nehirleri arasında yaşarlar)

Bezeyni
Hasa

Zend Konfederasyonu
(Kifri ile Şirvan nehri arsında yaşarlar. Lakî konuşurlar ve Yarisanidirler)

Alyan (Elyan)
Genî (Qinî)
Mamsalih
Tayerxanî

Konfedere Olmayan Aşiretler

Ako (Ranya dolaylarında yaşarlar)
Baban (Babanî adıyla da bilinirler. Kerkûk’ün kuzeyi ile Xeneqîn dolaylarında)
Belikan (Rewanduz ile Balik dağlık bölgesinde bulunan Rayat arasında yaşarlar. Belik ve Belikiyan adıyla da bilinirler. Belikan aşiretinin bir kısmı 1600'lü yılların başında Urfa’ya yerleşmiş ardından Maraş üzerinden Orta Anadolu’ya gitmişlerdir. Halen de Anadolu’da Belik, Bilikî ve Belikî gibi isimlerle anılırlar.)
Berzencî (Berzincî adıyla da bilinirler. Xaneqîn dolaylarında yaşarlar. 1800'lerin başında aşiretin küçük bir kısmı Bingöl dolaylarına yerleşmiştir.)
Bayatî (Beyatî adıyla da bilinirler. Tuz Kurmatu ile Kifri arasında yaşarlar)
Bezeyni (Şêx Bezeyni ve Şêx Biznî adıyla da bilinirler. Hewlêr ile Kerkük arasında yaşarlar. Bezeynîlerin önemli bir kısmı 1600'lü yılların ortasında Güney Karadeniz ve Orta Anadolu’ya yerleştirilmişlerdir)
Bolî (Belik’in güneyinde yaşarlar)
Çigini (Süleymaniye’nin kuzeyinde yaşarlar)
Dumbûlî (Dûnbelî, Şêxan bölgesinde yaşarlar)
Daudî (Dawûdî adıyla da bilinirler. Kifri ile Tuz Kurmatu arasında yaşarlar)
Gahor (Karatepe dolaylarında yaşarlar)
Gerdî (Hewlêr’in kuzeyi ile Koysancaq yakınlarınlarında yaşarlar)
Homermîl (Serkela Koçacîyan arasında yaşarlar)
Cebbarî (Cebzarî. Kerkük’ün güneydoğusu ile Çemçemal ve Leylan arasında yaşarlar)
Kakaî (Kerkük ile Tuz Kurmatu arasında yaşarlar. Yarisanidirler)
Xelkan (Helkanî adıyla da bilinirler. Belik dağlarının kuzey kesimleri ve Hewlêr’in kuzeydoğusunda yaşarlar)
Xoşnav (Şeqlewa dolaylarında yaşarlar)
Kura (Hewlêr ile Şaqlawa arasında yaşarlar)
Leylanî (Leylan’da yaşarlar. Arap aşiretleriyle akrabalık kurmuşlardır.)
Palhanî (Zenabad ile Karatepe arasında yaşarlar)
Pizdar (Pêşdar adıyla bilinirler. Geçmişte çok büyük bir aşiret konfederasyonuyken zamanla dağılmışlardır. Kela Diza dolaylarında yaşarlar ve bu şehrin sahipleri olduklarına inanırlar)
Salhî (Kerkük ile Qera Hesan arasında ve Suriye’nin başkenti Şam’da yaşarlar)
Şêrwan (Rewanduz’un kuzeyinde bulunurlar)
Sîyan (Kerkük’ün kuzeyinde yaşarlar)
Surçî (Büyük Zap ırmağının kıyısından Rewanduz’a kadar olan bölgede yaşarlar.)
Telebanî (Kerkük’ün güneydoğusunda ve Klar’ın kuzeydoğusunda öbekler halinde yaşarlar)
Talşanî (Telşani veya Talişanî adıyla da bilinirler. Teleş aşiretiyle akrabadırlar. Kifri ile Zerdawa arasında yaşarlar)
Zengena (Güney Kürdistan’daki Zengenların devamıdırlar. Kifri ile Klar arasında yaşarlar. Goranî ve Güney Kurmancisi konuşurlar, Yarisanidirler)
Zerarî (Basturiça’nın kuzeyinde yaşarlar)
Zudî (Rewanduz bölgesi)

7. Kuzey Kürdistan
(Aksi belirtilmemişse, tümü Kuzey Kurmancisi konuşan Sunnilerdir.)

Ertuş Konfederasyonu
(Ertuşî ve Artuş olarak da bilinir. Van Gölü’nün güneyi ile Zaho ve Duhok arasında yaşarlar)

Alan (Elan)
Êzdînan
Gewdan
Gravîyan
Hevîştan
Xuleylan (Xelilan - Xeloîyan)
Mamhûran
Qeşûran
Pîran
Şerefan
Şîdan
Zewkan
Ziriqî
Zeydan
Zîlan

Barzanî Konfederasyonu
(Zap nehrinin yukarı yakaları ile Hakkarî arasında yaşarlar)

Beruşnî
Dolameyrî
Mizurî (Batı Kürdistan’daki Mizurî Konfederasyonun’dan kopmuşlardır)
Nerva
Reykanî
Şerwanî

19. yüzyılın ortalarında Osmanlı tarafından dağıtılan Botan Konfederasyonu’ndan geriye kalan Şirnax ve Tîyan aşiretlerinin liderleri Cizre’de bir arada (1902).

Botan Konfederasyonu
(Bohtan veya Boxtî gibi adlarla anılırlar.
Botan nehrinin her iki yakasında ve Van Gölü’nün güneyinde yaşarlar. Botî aksanıyla konuşurlar. Botî, bir zamanlar Baban ve Erdalan konfederasyonları kadar büyük bir konfederasyondu; her üçü de 19.yy sonlarında ve 20.yy başlarında çözüldüler)

Şirnax
Tîyan

Herkî Konfederasyonu
(Sihnu ile Hakkarî ve Rewanduz arasında yaşarlar. İncelikli giysi ve süslemeleriyle ünlüdürler)

Mendan
Serheddî (Sihatti)
Seydan (Zeydan)

Celalî Konfederasyonu
(Maku ile Bazîd ve Kars arasında yaşarlar. Güney Kürdistan’daki Celalawendler ve İslam öncesi dönemlerde güney Zagroslar’da yerleşik olan Gelu’lar ile bağlantılıdır. Celalan, Celalî, Celilan, Celli, Gelli, Geloyî, Gelalan, Jelalan, Jelilî ve daha bir çok benzer isimle anılırlar. Geçmişte isyancı tavırlarından dolayı Osmanlı’nın hışmına uğramış ve neredeyse her elli yılda bir Kürt coğrafyasının ücra noktalarına dağıtılmışlardır.)

Elîmohawan (Alimuhammedan)
Belikan (Bilikî)
Hesow Xelef (Heso û Xelefan)
Cenîkan
Xelkan (Xelîkan. Celalî reisleri çoğu zaman bu aşiretten çıkar.)
Misrîkan
Otablî
Qadikan
Qizilbaşan (Alevidirler)
Sekan (Sakan)

Neredeyse bütün Kürt coğrafyasına yayılmış olan Celalî Kürtleri 20. yüzyılın başlarında Doğu Kürdistan’da bir ayaklanma sırasında.

Cîbran (Cibrî - Gewran) Konfederasyonu
(Bingöl’ün kuzeydoğu kesimlerinde Erzurum’da yaşarlar. Bu isim Guran’larla bağlantılı olabilir.)

Elikî
Aqa
Ezdinanî
Mamekan (Mamaqan)
Muhîl
Şêxikan
Şaderî
Torinî

Milan Konfederasyonu
(Urmiye Gölü’nün kuzeybatısı, Salmas’tan Koy’a kadar olan bölgede yaşarlar.
Bu, Batı Kürdistan’daki eski Milan ya da Milli Konfederasyonunun farklı bir koludur. Alevidirler)

Dilmakan (Dimilkan)
Dolan (Dileyn)
Dudakan
Xelkan
Mamekan (Mamagan)
Mamdulekan
Serman
Şêxikan

Pinîyan Konfederasyonu
(Pinyanişî olarak da bilinirler. Kuzey Hakkari bölgesinde yaşarlar.
Bu konfederasyonun yaklaşık olarak 5000 üyesinin 20.yy başlarında Hıristiyan olduğu belirtilmiştir.
Bugünkü sayıları bilinmemektedir)

Berkoşan
Bilîcan (Belikan)

Şakak (Şikak - Riwend) Konfederasyonu
(Urmiye Gölü’nün kuzeybatısı ile Van Gölü arasında  Dustan ve Qotur bölgelerinde.
Eski isimleri olan Şah Kak, onları Orta Kürdistan’daki Kakailer ve Güney Zagroslar’daki Kekuî gibi aşiretlerler ile ilişkilendirmektedir)

Ebdawî
Butan (Botan)
Darî
Dolan
Evarî
Fenak (Fanak)
Gurîk
Xonara
Karker
Xelef (Xelefî ve Xelefan adıyla da bilinirler)
Xedrî
Movakarî
Nematî
Nîsan
Otamanî
Paçik
Pas Axa
Şapiranî (Dilmakagî)
Şukrî

Sîpkan Konfederasyonu’nun lideri Yusuf Begê Sipkî (1893)

Sîpkan Konfederasyonu
(Spikan olarak da bilinirler. Van Gölü’nün kuzeybatı kesimlerinde yaşarlar.
Nüfus olarak kalabalık, fakat üye aşiretler anlamında küçüktürler.)

Mamekan
Sîpkan

Konfedere Olmayan Aşiretler

Adîyeman (Bazîd’în kuzeyinde yaşarlar)
Biradost (Rewanduz ile Hakkari arasında yaşarlar)
Baz (Çukurca ile Oramar arasında. Tarihi Baz aşiretiyle ilişkilidirler)
Bazeynî (Erzurum’un doğusu ile Ağrı’nın kuzeyinde yaşarlar. Tarihi Baz aşireti ile bağlantılıdırlar. Bazîd -Doğu Beyazid- dolaylarında yaşamaları tesadüfî değildir)
Begzade (Urmiye’nin batısı)
Brukan (Van’ın kuzeydoğusu ve Xoy’un batısında yaşarlar. Birikan veya Bruskan adıyla da bilinirler.)
Dozkî (Duhok’un kuzeyi ve Hakkari bölgesinde yaşarlar. Tarihi Dostkî aşiretinin günümüzdeki devamıdırlar)
Gerdî (Ağrı’nın kuzeyinde yaşarlar)
Goyan (Goyî olarak da bilinirler. Uludere’nin kuzeyinde yaşarlar. Goyî aksanıyla konuşurlar)
Xelacî (Bitlis’in güneydoğusunda yaşarlar. Geçmişte halıcılıkla uğraştıkları için bu ismi almış olabilecekleri düşülmekteyse de aşiretin bir kısmı kendini Hallacı Mansur’a bağlamaktadır.
Xelacîlerin bir kısmı 1800'lerin sonunda Maraş’a göç etmişlerdir.)
Hemdikan (Ağrı ile Kağızman arasında yaşarlar)
Hesenan (Malazgirt, Hınıs ve Varto bölgelerinde yaşarlar. 1800'lerin sonunda aşiretin bir kısmı Doğu Akdeniz’e göç etmiştir)
Hewatan (Bitlis’in güneydoğusunda yaşarlar)
Heyderanlı (Malazgirt’in kuzeyinde yaşayan aşiretin bir kısmı 1800'lerin sonunda İskenderun ve Silifke dolaylarına yerleşmişlerdir)
Heyrûnî (Cizre’nin kuzeybatısında yaşarlar)
Keka (Kaka adıyla da bilinirler. Hakkari ve çevresinde yaşarlar)
Geylani (Ceylanî ve Gêlanî adıyla da bilinirler. Rewanduz ve Hakkarî arasında yaşarlar. Geçmişte Abdülkadir Geylanî gibi bilginler yetiştirmiş bir aşirettir.)
Xanîyan (Xanî ve Xanê adıyla da bilinirler. Şair Ehmede Xanî’nin bu aşiretten olduğu varsayılmaktadır.)
Kurasonni (Kurişani ve Qureyşanî gibi adlarla bilinirler. Xoy’un kuzeybatısında yaşarlar ve Hazreti Muhammed’in de üyesi olduğu Kureyş kabilesinin kendi soylarından olduklarına ve zamanla Arabistan’a göç ettiklerine inanırlar.)
Mamekan (veya Mamaqan. Xoy’un batısında yaşarlar)
Manuran (Ağrı’nın güneyinde yaşarlar)
Mîran (Bitlis’in doğusunda yaşarlar)
Nuşîyan (Nuçîyan adıyla da bilinen aşiret Hakkari’de yerleştiktir)
Oramar (Hakkari dolaylarında yerleşiktirler)
Paziki (Baziki, Pazuki ve Beskî adıyla bilinirler. Erzurum’un güneydoğusunda yaşarlar. Aşiretin bir kısmı 1800'lerin başında göç ederek Urfa bölgesine yerleşmiş ve Beskî adıyla aşiretleşmişlerdir)
Reşwend (Reşvan adıyla da bilinirler. Erzurum’un güneydoğusunda yaşarlar)
Rewandok (Rewanduz adıyla da bilinirler ve Hakkari’de yaşarlar)
Şemsikî (Van’ın doğusunda yaşarlar)
Sindî (Zaho’nun kuzeyinde yaşarlar)
Silopî (Sîlopî adıyla da bilinriler. Cizre’nin doğusunda yaşarlar)

Surçî (Hewlêr’in kuzeydoğusu ve Akre yakınlarında yerleşiktirler)
Takûlî (Van’ın doğusunda yaşarlar)
Zerza (Sihnû dolaylarında yerleşiktirler. Kısmen Dimili konuşurlar ve Sünni inançları Aleviliğe yakındır.)
Zibarî (Büyük Zap ırmağının orta kolu kıyısında yaşarlar.)
8. Batı Kürdistan
Berazi Konfederasyonu
(Suruç’tan başlayarak Samsat, Antep, Maraş ve Halep’e kadar olan alanı kaplarlar.
Kuzey Kurmancisi konuşurlar. Genel olarak Sünni olan aşiretin Maraş’ta bulunan uzantıları Alevidirler.
Doğu Kürdistan’daki Berazîler ile bağlantılıdırlar.
Erzurum ve Kuruçay dolaylarında yaşayan Berazî aşireti bu konfederasyondan kopmuş ve 1730'da Suruç dolaylarından göç etmiş aileler tarafından oluşturulmuştur.
1925 Şeyh Said İsyanı sonrası büyük ölçüde dağıtılan konfededarasyonun bazı üyeleri günümüzde
Lübnan, Süleymaniye ve Hama’da yaşamaktadırlar.)

Suruç merkezli Berazî’lerin kadın ve erkek giyim kuşamları (1902).
Eladînan (Aladdîn ve Eledîn adıyla da bilinirler)
Didan (Dîdî ve Hûdî olarak da bilnirler. Hûdî ismi geçmişte Yahudilikle bağlantılı olduklarına işaret etse de aşiretin tamamı Sünnidir ve Kuzey Kurmancisi konuşurlar)
Dinan (Dinnayan ve Dinaî adıyla da bilinirler. Aşiretin Dinawer’den geldiği bilinmektedir ve aşiret, Beraz Konfederasyonu’nun en büyük aşiretini teşkil etmektedir. Geçmişte çoğunluğu Yezidi olan bu aşiretin 1800'lerin başından itibaren Sünnileştiği bilinmektedir. )
Qeregêçan (Karakeçili ve Karageçili adıyla da bilinmektedirler. Türkmen mi Kürt mü olduklarıyla ilgili tartışmaların yaşandığı bu aşiretin Beraz bölgesinde bulunan tüm üyeleri saf bir Kuzey Kurmancisi konuşurlar ve Sünnidirler.)
Kêtikan
Meafan
Mîr
Oxîyan
Pîjan (Pîcan)
Şedadan (Şedad)
Şêxan
Zerwan
Berwari Konfederasyonu
(Perwarî olarak da bilinen konfederasyon Amediye ile Uludere arasında yerleşiktir.)
Berwarî Bala
Berwarî Jîr
Çavreş Konfederasyonu
(Semsur’un kuzey ve kuzeybatı kesimlerinde yaşarlar. Dimilî ve Kuzey Kurmancisi konuşurlar, büyük kısmı kendilerini Qizilbaş olarak tanımlayan Alevilerdir)
Birîmsan
Têşik
Ziravkan (Ziroşkan)
Dersiman (Dilaman - Deyleman) Konfederasyonu
(Erzincan’dan Dersim ve Elazığ’a kadar uzanan bölgede yer alırlar. Dimilî konuşurlar, Alevidirler)
Ebbasan
Bextîyarî
Bala Uşaxî (Dersim’in kuzeydoğusu)
Ferhad Uşaxî (Dersim’in doğusu)
Guran (Gewran)
Karabar
Koçman (Kiçir. Kürt Çingeneleri olarak bilinirler)
Kuzlîçan
Laçîn
Milan
Mîrzan
Şabak (Şawak)
Uşax (Ocax)
Hormek
Lolan
Haverka Konfederasyonu
(Hawerka olarak da söylenir. Tur Abidin ve Mardin bölgesinde yaşarlar. Kuzey Kunnancisi konuşurlar, Sunnidirler)
Elîyan
Dasikan
Gerger
Mahalimi (Mihêlmî)
Mazidax
Mazizah
Moman
Koçgirî Konfederasyonu
(Fırat’ın batısından Sêvas’a doğru uzanan hat üzerinde yerleşiktirler. Dimilî ve Kuzey Kurmancîsi konuşurlar, Alevidirler)
Barlan
Gerawan (Gerawend)
Îban
Şaran
Kurêş (Qurêyşan) Konfederasyonu
(Erzincan’ın doğusu ve kuzeydoğusundan başlayarak Erzuruma doğru uzanan hat üzerinde yerleşiktirler. Kuzey Kunnancisi konuşurlar. Alevidirer, çok küçük bir kısmı Sunnidir)
Badil (Badillan, Baydilli, Badilli)
Balaban
Şadi
Milan (Milli) Konfederasyonu
(Fırat’tan başlayarak Mardin ve Sincar Dağı’na kadar uzanan bölgede yaşarlar. Kuzey Kurmancisi konuşurlar. Sunnidirler)
Elîya
Berguhan (Baggaran adıyla da bilinen aşiretin Arap soylu olduğu bilinmektedir.)
Beskî (Büyük Baziki aşiretinin bir koludur. 1800'lerin başında Serhed’ten Urfa’ya göç etmişlerdir.)
Bucax (Bucak)
Çekalî
Çemikan
Çîya Reş
Danan
Deşî
Dirêjan
Hecî Beyram
Xoşîyan
Îsê Adet
Îzolî
Canbegî
Kelandilan
Kassîyanî
Kewat
Keliş
Xelkan (Xellacan)
Kum Reş
Mendan
Merd
Matmîya
Manli
Meşkan
Nasrîyan
Porxa
Sanan
Şarkan
Şivan (Şiwan)
Tirkan (Badıllıların küçük bir kolu ile birlikte Türkmen oldukları varsayılmaktadır)
Zeydan
Zirafkan
Motikan (Modkî veya Motî) Konfederasyonu
(Bingöl’den Diyarbakır yakınlarına kadar olan bölgede yaşarlar. Bir zamanlar Çemişgezek Konfederasyonu’nun çekirdeğini oluşturan bu konfederasyon ağırlıklı olarak Dimilî konuşan Sünnîlerdir. İsimlerinin Medlerle bir bağlantısı olabilir)
Erikî
Boban (Baban)
Keyburan
Kusan
Piramusî
Ruçaba
Zeydan
Sîlvan Konfederasyonu
(Cizre ile Zaho ve Duhok arasında bulunurlar. Kuzey Kurmaneisi konuşurlar ve Sünnidirler)
Dudwada
Gulî
Seydahr
Sîna (Sînan)
Sindî
Yezidi Konfederasyonu
(Musul ile Antakya arasında öbekler halinde, en önemli yoğunlaşmaları Sincar Dağı bölgesinde olmak üzere yaşarlar. Bu standart bir aşiret konfederasyonundan ziyade, Kuzey Kurmancisi konuşan ve üyeleri Yezidiliği benimsemiş olan aşiretler arasındaki bir koalisyondur. Bu aşiretler, aynı zamanda Yezîdîler arasında en üst düzey dinsel liderler işlevi gören Çol Kraliyet Ailesi’ne sadakatierini bildirmişlerdir.)
Elîyan
Anidi (Danedî)
Balad
Dasen (Dasîn - Dasnai)
Dasikan
Dorkan
Xalidî
Mendikan (Ortaçağdaki Ermeni kaynaklarında geçen Mendukianlar)
Samuga
Saşilî
Konfedere Olmayan Aşiretler
(Aksi belirtilmemişse, tümü Kuzey Kurmancisi konuşan Sunnilerdir)
Elikan (Elazığ’ın güneybatısından Diyarbakır’a kadar uzanırlar. Kuzey Kurmancisi konuşurlar, Alevidirier)
Aşîta (Suriye’deki Cezire bölgesinde yaşarlar)
Etmanekan (Diyarbakır, Urfa ile Hakkarî arasında öbekler halinde yaşarlar)
Bereket (Anteb’in kuzeyinde yaşarlar)
Belikan (Bingöl’ün kuzeyi ile Anteb’in güney ve güneydoğusunda yaşarlar. Bingöl’de Dimili konuşan Aleviler iken, Anteb’te Kurmanci konuşan Sünilerdir.)
Besnî (Adıyaman ve yakınlarında yaşarlar. Besnî şehri ile aynı ismi taşırlar.)
Dahori (Diyarbakır’ın güneybatısından Suriye’deki Amude’ye kadar olan bölgelerde yaşarlar)
Delikan (Halep’in kuzeybatısı ve batısında yaşarlar kısmen Alevidirler)
Derecan (Malatya’nın kuzeybatısında yaşarlar. Dimili ve Kuzey Kurmancisi konuşurlar, Alevidirler)
Dudari (Diderî adıyla da bilinirler. Mardin’in kuzeydoğusunda yaşarlar)
Dumbuli (Dünbeli - Dümbüllü. Sincar Dağı bölgesinde yaşarlar. Dimili konuşurlar)
Cebbaran (Amude dolaylarında yaşarlar)
Goyan (Sîlopi’nin kuzeydoğusunda, Kilaban’da yaşarlar. Bir kısmı Dimili konuşur)
Guli (Gelî ve Gilî adıyla da bilinirler. Zaho ile Pêşxabûr ırmağı arasında yaşarlar)
Hawerka (Suriyedeki Cezire bölgesinde yaşarlar)
Îzoli (Adıyaman ile Urfa arasında yaşarlar)
Celikan (Celilkan. Adıyaman’ın güneyinden Anteb’e kadar olan bölgede yaşarlar)
Canbegî (Adıyaman ile Siverek arasında yaşarlar)
Qeregiç (Qerageç - Karakeçili. Siverek ile Diyarbakır arasında, bazı öbekleri de Tur Abidin bölgesinde yaşarlar. Dimili konuşurlar, AlevidirIer. Çok az bir kısmı Sunnidirler ve Kuzey Kurmancisi konuşurlar ve yer yer kendilerini Türk olarak kabul ederler.)
Xidirsor (Adıyaman’ın kuzeybatısında yaşarlar. Kuzey Kurmancisi konuşurlar, Alevidirier)
Kikî (Anteb’in güneyinden Halep’e kadar olan bölgede yaşarlar)
Kotî (Malatya’nın güneydoğusunda yaşarlar. Tarihi Guti’lerle ilişkilerinin olabileceği üzerinde durulmaktadır.)
Kowa (Kao - Qovan. Adıyaman’ın doğusunda yaşarlar. Kuzey Kurmancisi konuşurlar, AlevidirIer)
Lak Kurdî (Ceyhan ırmağı havzası, Adana’nın doğu ve kuzeydoğu kesimlerinde yaşarlar. Bir kısmı Lakî, bir kısmı Kurmanci konuşur, AlevidirIer. Çok az bir kısmı Sunnidir.)
Malikan (Melîk, Mêlik ve Mêlikan adıyla bilinirler. Malatya’nın doğusunda ve Urfa’nın doğusunda yaşarlar)
Mendukan (Mendikan. Tal Afer’de yaşarlar. Kuzey Kurmancisi konuşurlar. Ağırlıklı olarcık Yezididirler. İlk Ermeni tarihi kaynaklarında sık sık Ermenilere Mandukanian aristokrasisini kazandırmış olmakla kendilerinden söz edilir)
Mardas (Mirdêsî - Mardis. Narince ile Fırat arasında yaşarlar. Küçük bir kısmı Urfa’dadır. Kuzey Kurmancisi konuşurlar. Sünnidirler)
Mîran (Cizre’de yaşarlar)
Mîrsînan (Diyarbakır’ın güneyinde yaşarlar)
Mizûrî (Duhok bölgesinde yaşarlar)
Paziki (Baziki ve Beskî adıyla da bilinirler. Samsat dolaylarında yaşarlar. Kuzey Kurmancisi konuşurlar, Alevidirler)
Pişnik (Adıyaman’ın kuzeybatısında yaşarlar. Kuzey Kurmancisi konuşurlar ve Alevidirler)
Porka (Malatya’nın güneyinde yaşarlar. Dimili ve Kuzey Kurmancisi konuşurlar, Alevidirler)
Şabak (Şavak. Elazığ’ın kuzeyi, Bingöl ve Dersim’e yakın bir alanda yaşarlar. Ağırlıklı olarak Dimili konuşan Alevilerdir.)
Şuweyş (Saweyş ve Subeyş adıyla da bilinirler. Suriye’deki Amude dolaylarında yaşarlar)
Sînaminî (Sinan adıyla da bilinirler. Malatya’nın güney, kuzey ve kuzeybatı kesimleri ve Anteb’in kuzey kesimlerinde yaşarlar. Lakî aksanıyla konuşurlar ve genel olarak Alevidirler)
Sindî (Zaho ile Pêşxabur nehri arasında yaşarlar)
Tirikan (Diyarbakır’ın kuzeydoğusunda yaşarlar. Kimi araştırmacılar isimlerinin Türkmen / Tirkoman ismiyle bağlantılı olduğu görüşündeyse hepsi sünni ve Kuzey Kurmancisi ile konuşurlar.)
Zeydan (Zeîdan adıyla da bilinirler. Bingöl’ün doğusu ile Muş’un kuzeyinde yaşarlar. Geçmşte, 19.yy’da çözülen eski Rozhaqî konfederasyonunun üyelerinden bir aşiretti)
Cum (Jom, Jumî ve Cumîyan adıyla da bilinirler. Antep ve Kilis’ten başlayarak Kürt Dağı çevresine kadar olan bölgede yayılmışlardır.)
Canpolat (Canbolad. Antep Kilis ve Urfa’da küçük topluluklar halinde yaşarlar. Aşiretin büyük bir kısmı, 1600'lerin başında Osmanlıya karşı başkaldırınca dağıtılmıştı. Fakat halen asıl merkezlerinde de yaşamaktadırlar.)
9.Anadolu Bölgesi
(Aksi belirtilmemişse, tümü de Kuzey Kunnancisi konuşurlar ve Sünnidirler. Çoğu aşiret 1600'lü yıllardan başlayarak Kürt coğrafyasından buraya göç etmiş yahut buraya sürülmüştür.)
A- GÜNEY ÖBEGİ
Bezeyni (Şêxbizni olarak da bilinen aşiretin bir koludurlar. Tuz Gölü’nün doğusunda yaşarlar)
Canbegî (Bu öbeğin yarısı Yunak ile Polatlı arasında yaşar. Konya’nın Cihanbeyli ilçesinin bu aşiret tarafından kurulmuş olduğu bilinmektedir. Aşiret Suruç (Berazî) kökenlidir ve 1700'lü yılların ortalarında buraya toplu bir göç gerçekleştirmiştir.)
Cudikan (Tuz Gölü’nün kuzeyinde yaşarlar)
Xelkan (Xelîkan adıyla da bilinirler. Cihanbeyli dolaylarında yaşarlar)
Motkî (Mudkî adıyla da bilinirler. Tuz Gölü’nün güneydoğusunda yaşarlar. Dimili konuşurlar, Sunnidirler)
Nasıran (Bala kasabası dolaylarında yaşarlar.)
Sinemillî (Sînan. Tuz Gölü’nün doğusunda yaşarlar. Dimilî konuşurlar ve Alevidirier.)
Seyfkanî (Haymana dolaylarında yaşarlar)
B- KUZEY ÖBEGİ
Etmanekan (Ankara’nın kuzeydoğusunda yaşarlar)
Badeli (Badıllı adıyla da bilinirler. Yozgat’ın güneyi ve güneybatısında yaşarlar)
Bereket (Nevşehir’in kuzeyi, Kızılırmak’ın karşısında yaşarlar)
Bezeynî (Şêxbiznî adıyla da bilinirler. Çorum’un kuzeybatısı ve Kırşehir’in batısı ve kuzeybatısı, Kızılırmak yakınlarında yaşarlar. Bunlardan bir kısım Sinop’a 1700'lerde yerleşmiş ve 1934 İskan kanunuyla tekrar dağıtılmışlardır.)
Hecibanî (Hadhabani ve Hizbanî olarak da bilinirler. Kayseri’nin kuzeyinde, Kızılırmak yakınlarında yerleşiktirler)
Xatunoğlu (Xatûnî olarak bilinirler. Yozgat’ın güneyinde yaşarlar ve küçük bir kısmı Türkleşmiştir.)
Mahanî (Kırşehir içinde ve etrafında yaşarlar ve Kara Kürt olarak bilinirler)
Milan (Milli adıyla da bilinirler. Çorum’un kuzeyinde yaşarlar)
Şevelî (Çorum’un batısı ve Kızılırmak’ın yakınlarında yaşarlar)
Tirikan (Ankara’nın batısı ve Çankırı’nın güneyinde yaşarlar. Kürt coğrafyasında yaşayan Tirikanlar ile bağlantılı dahi olsalar kendilerini sadece Kürt olarak tanımlarlar)
Ökçecemî (Sivas’ın kuzeybatısında yaşarlar)
Ümranlı (Amarlı ve İmranlı adıyla da bilinirler. Kırşehir ve Sivas dolaylarında yaşarlar)
Urukçu (Tokat’tan Amasya ve Yozgat’a kadar olan bölgede yaşarlar)
Zirîqan (Çankırı’nın güneydoğusu ve Samsun’un batısında yaşarlar)
Şêx Biznîyan (Ankara’dan Samsun’a kadar olan bölgede yaşarlar. Bir kısmı asimile olmuştur ve Türkçeyle karışık bir Kürtçe konuşurlar)
Zelan (Zilan adıyla da bilinirler. Giresun ve Trabzon’un dağlık kesimlerinde yaşarlar. Ermenice ile karışık bir Kuzey Kurmancisi konuşurlar)
Reşwan (Sivas dolaylarında yaşarlar. 1750'de Anteb ve Kürtdağı çevresinden Divriği’ye sürgün edilmişlerdir.)
Reşîyan (Tokat’tan Amasya ve Yozgat’a kadar olan bölgede yaşarlar)
Bilikî (Ankara yakınlarındaki Koçhisar’da yerleşiktirler)
Koçgirî (Siwas dolaylarında yaşarlar. Alevidirler)
Pisyan (Haymana, Polatlı ve Bala dolaylarında yerleşiktirler)
Badillî
Mahasî
Beskî¼br /> Saro (Sivas dolaylarında yerleşiktirler)
Garoa (Sivas dolaylarında yerleşiktirler)
Îban (Îbo adıyla da bilinirler. Sivas dolaylarında yaşarlar)
Zaza (Lice kökenlidirler. 1600'den bu yana Sivas dolaylarında yaşarlar. Zazakî konuşurlar.)
Eskan (Eskî adıyla da bilinen aşiret Sivas dolaylarında yaşar. Kuzey Kurmancîsi konuşurlar.)
Çarekan
Şadîyan (Şedlan olarak da bilinirler. Büyük ihtimalle Şeddad ve Şadilli gibi aşiretlerle bağlantılıdırlar.

Kaynak: Kurdistantime.com

Hayatın bize getirdikleri için gözyaşı dökmeye ne hacet? Hayatın kendisine şöyle bir bakmak bizi gözyaşlarına boğmaya yetmez mi? (Seneca)

İTAATSİZLİK



sivil itaatsizlik
İnsan niçin itaate bu kadar yatkındır ve itaatsizlik etmesi niçin bu kadar zordur? Çünkü devletler, kiliseler (camiler) ve kamuoyuyla uygun adım gittiğim sürece, kendimi güvenli ve koruma altında hissederim. Aslına bakarsanız hangi güce ayak uydurduğum pek de farketmez. Bu güç, her zaman şu veya bu şekilde kuvvet kullanan ve asılsız biçimde herşeye gücü yetme iddiasında olan bir kurum veya insanlardır. İtaatim, beni kulluk ettiğim gücün bir parçası haline getirir, böylece kendimi daha güçlü hissederim. Hiç hata yapmam, çünkü benim kararlarımı o verir, yalnız kalamam, çünkü beni hep izler; günah işleyemem, çünkü bunu yapmama hiç izin vermez ve günah işlemiş olsam bile, bunun cezası sadece o güce geri dönmekten ibarettir.

İtaatsizlik etmek için bir kimse yalnız kalabilecek, hata yapabilecek ve günah işleyebilecek cesarete sahip olmalıdır. Fakat yalnızca cesaret yetmez. Cesaretin ölçüsü, kişinin gelişmişliğine bağlıdır. Bir kişi ana kucağından ve baba buyruklarından kendini sıyırabilmiş ve tam olarak gelişmiş bir birey olarak ortaya çıkmış ve kendisi için duyma ve düşünme yeteneğini kazanmışsa, ancak böyle bir durumda kendisinden daha kudretli olan birine "hayır" diyebilir, itaatsizlik edebilir.

Bir kimse güç sahiplerine "hayır" demeyi öğrenip, onlara itaatsizlik ederek de özgür olabilir. Ancak yalnızca itaat etmeme yeteneği özgürlüğün tek şartı değildir; çünkü özgür olmak da itaat etmemenin şartıdır. Eğer ben özgür olmaktan korkmaktaysam, "hayır" deme cesaretini gösteremem. Gerçekten de, özgürlük ve itaat etmeme yetenekleri birbirinden ayrılamaz. Bundan dolayı da, özgürlüğü öven ancak itaatsizliği reddeden hiçbir toplumsal, siyasal ve dinsel sistem gerçeği dile getiremez.

Güçlü olana "hayır" demenin ve itaat etmeme cesaretini göstermenin bu kadar zor olmasının bir nedeni daha var. İnsanlık tarihinin büyük bölümünde itaat erdemle, itaatsizlik de günahla özdeş kabul edilmiştir. Bunun sebebi de basittir: Şimdiye kadar tarih boyunca genellikle bir azınlık, çoğunluğa hakim olmuştur. Hayattaki iyi ve güzel şeylerin pek az kimseye yetmesi ve çoğunluğa da sadece kırıntıların kalması, bu kuralı yaratmıştır. Az sayıda kimse iyi ve hoş şeylerin tadını çıkarmak ve bunun da ötesinde, çokluk olanların onlara hizmet etmesini ve onlar için çalışmasını istemişse, bunun bir şartı vardı: Sayıca çok olanların, itaati öğrenmeleri gerekiyordu. Şüphe yok ki itaat, sadece kuvvet kullanılarak da sağlanabilir. Fakat bu yolun birçok sakıncaları vardır. Çoğunluğun da azınlığı günün birinde aynı şekilde güç kullanarak alaşağı edecek duruma gelme ihtimali, sürekli bir tehdittir. Üstelik yalnızca korkunun yarattığı itaat ile yapılamayan pek çok iş de vardır. Bu yüzden sadece kaba kuvvet kor¬kusundan kaynaklanan itaatin, insanın içinden kaynaklanan bir itaate çevrilmesi gerekir. Sadece itaatsizlikten korkmak yerine, insan itaat etmek istemeli, hattâ buna ihtiyaç duymalıdır. Bunun gerçekleşmesi için, güçlü olanın "mutlak iyi"nin ve "mutlak akıllı"nın özelliklerini taklit etmesi, "her şeyi bilen" haline gelmesi gerekir. Bu olursa, güçlü olan (iktidarda olan) itaatsizliğin günah, itaatin de sevap olduğunu açıklayabilir. Böyle bir durumda, sayıda çok, güçte zayıf olanlar itaati, itaatin iyi olduğu için benimser, itaatsizlikten de kötü olduğu için nefret ederler. Korkak oldukları için, bu kararları dolayısı ile kendilerinden tiksinmekten de kurtulurlar. Luther'den ondokuzuncu yüzyıla kadar insanlar, açık ve ortada olan otoritelerle ilgilenirlerdi. Luther, papa ve prensler ona (otoriteye) destek verirler; orta sınıf, işçiler ve fîlozoflarsa bu eğilimi insanların içinden söküp atmak isterlerdi. Hem devletteki, hem de ailedeki otoriteye karşı mücadele, aydınlanma dönemi filozoflarının ve bilim adamlarının belirgin özelliği olan entellektüel ruh halinden ayrı düşünülemez. Bu "eleştirici ruh hali", bir akla inanç haliydi ve aynı zamanda geleneklere, boş inançlara, göreneğe ve iktidara dayanan her söze ve düşünceye karşı şüphe etmek demekti. "Sapere aude" (akıllı olmak cesaretini göster) ve de "komnibus est dubitandum" (kalabalığın içinde en az bir kişi şüphe etmeli) özdeyişleri, bu tutumu çok iyi özetliyordu. "Hayır" deme yeteneğinin önünü açıp, onu teşvik eden de, işte bu akımdı.
(kısaltılmış yazıdır)
Erich Fromm

2 Temmuz 2011 Cumartesi

İHBAR, İHTAR, İFŞA! SİVAS’IN KANI HÂLÂ YERDE

Şu görüntüyü hatırlıyor musunuz? Ben 16 yaşımdaydım, gayet iyi hatırlıyorum. Yeni yeni şiir yazmaya başlamıştım. Yaz günü, babam balkonda akşam yemeği yiyor, oturma odasında televizyonun karşısında şaşkın şaşkın ekrana bakıyordum.
Yıllar sonra, orada yakılan insanlardan, şairlerden birinin, Behçet Aysan'ın kızı Eren, arkadaşım olacaktı. Eren orada babasını kaybetmiş, yanılmıyorsam bir sene sonra da annesi üzüntüden kanser olup ölmüştü. Eren kimsesiz kalmıştı. Hepimiz kadar kimsesiz, hepimizden çok… Yıllar sonra Behçet Aysan'ın adına konan şiir ödülünü aldığım vakit kardeş gibi kucaklaşmıştık.
O gün, orada yakılan Behçet Aysan’ın çok sevdiğim bir şiirini de o zamanlar defter diye bellediğim boktan bir rehberin arkasına yazmış; o şiirin şairi olsaydım ne mutlu olacağımı düşünmüştüm; son dörtlük şuydu: “Sen bu şiiri okurken / ben belki başka bir şehirde ölürüm…”
O gün başka bir şehirde Metin Altıok da ölecekti... Siz onu nereden tanırsınız biliyor musunuz? En çok nereden tanırsınız; Sezen Aksu'nun Kavaklar adlı şarkısından. Onun şiiridir, hatta şiirin bestesinden aldığı telifle evindeki eski buzdolabını değiştirmiştir… Metin Altıok’un başka bir şiiri gelsin burada: “heybesinde yılan işaretleri, / baldıran zehiri / yüzüğünün içinde / ve yanında / kav taşıyan ben; / tekinsizim size göre / ibret için yakılması gereken.” Yakıldı da… Yakılarak öldürüldü.

Aşağıdaki fotoğrafta Cafer Erçakmak’a bakın. Hatırladınız mı? Fransa'da yaşıyor zaten kendisi. Resme bakın, hatırlayın. Daim olsun acınız...
 


   
İtfaiye merdiveninden inene dikkat! Biraz sonra arkasından inen “insan” da tekmeleyecekti onu. Öyle hatırlıyorum. Türkçe'nin en namuslu yazarlarından biri o: Aziz Nesin. En öndeki cani, onu gösteriyor onlar ümidin düşmanıdır gülüm “asıl yakılması gereken hayvan burada,” diye bağırıyordu.
Hoşgörü, sevgi, demokraaasi timsali; uzmanlığını çarpıtma dalında yapmış Zaman Gazetesi konuyu her ne kadar dönem dönem Ergenekon’a yakınlaştırmak istese de Sivas Katliamı’na ilişkin tüm davalar yakın zamana dek düşürülecek. Bir tek bu fotoğraftaki “zavallı” arkadaş kaldı. Yakında Vakit Gazetesi de bu zatı aklayacaktır. Böylelikle milletçe o tertemiz yüce vicdanımız rahat eder; bu iş de çözülmüş olur. Oh rahatlarız!
*

2 Temmuz 1993 -  2 Temmuz 2011... O gün doğan çocuklar devlet nezdinde reşit oldular bugün. Değişen sadece katilin maskesi, yüzü aynı. Ne diyor egemen? Ergenekon yaptı diyor bu işi, provakasyon diyor tırşıkçı, hoşgörü diyor liberal ve katille maktülün adını aynı yere yakıştırıyor. Liberalin haysiyeti kaybolur zaman zaman böyle. İşlediği insanlık suçu bini aşmıştır.
 
Gelin bakalım. O günkü katillerin avukatlığını yapanlar bugün nerelerde duruyor, kim onlar? Avukat bu kardeşim, diyeceksiniz, demeyin; işi birilerini savunmak diyeceksiniz, demeyin. Her şey para diyeceksiniz, size göre öyle evet, biliriz. Yeni Şafak konuşsun bu konu hakkında diyeceğim ben, Ahmet Kekeç anlatsın bunları, o büyük vicdan temsili Hakan Albayrak haykırsın suçluları diyeceğim. Neredesiniz diye soracağım?
Fakat tesadüfe bakın hele: 18 Mart 2011’de Cumhuriyet’te “Roller Değişiyor, Oyun Aynı” adlı yazısının ikinci bölümünde Süheyl Batum kimi isimleri anmış. Madımak Katliamı’nı yapanların avukatlarının bugün nerede, ne işle meşgul olduklarını anlatmış... Göz atsanıza! Acımız, kanımız yerde, hep yerde, hep yerde kalacak, unutmayacağız, ihbar edeceğiz, ihtar edeceğiz, ifşa edeceğiz:
 
Av. Şevket Kazan, eski RP Milletvekili ve eski Adalet Bakanı;
Av. Celal Mümtaz Akıncı, Afyon Barosu Başkanı ve AKP oylarıyla Anayasa Mahkemesi üyesi;
Av. Hayati Yazıcı, AKP’nin Devlet Bakanı;
Av. Haydar Kemal Kurt, AKP Isparta Milletvekili;
Av. Zeyid Aslan, AKP Tokat Milletvekili, Başbakan Erdoğan’ın eski avukatı;
Av. Hüsnü Tuna, AKP Konya Milletvekili;
Av. Burhanettin Çoban, Afyonkarahisar AKP’li Belediye Başkanı;
Av. Faik Işık, Başbakan Erdoğan’ın ve Süleyman Mercümek’in avukatı;
Av. İbrahim Hakkı Aşkar, 22. Dönem AKP Afyon Milletvekili;
Av. M. Ali Bulut, AKP Maraş Milletvekili ve Anayasa Komisyonu üyesi;
Av. Bülent Tüfekçi, AKP Malatya İl Başkanı;
Av. Halil Ürün, RP kayıp trilyon davası sanığı, AKP Afyon Belediye Başkan adayı;
Av. Mevlüt Uysal, AKP İstanbul Başakşehir Belediye Başkanı;
Av. Nevzat Er, Eski AKP Eminönü Belediye Başkanı;
Av. Suat Altınsoy, AKP Konya İl Başkanı Yardımcısı;
Av. Tayfun Karali, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Darülaceze Müdürü;
Av. Ferruh Aslan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın Müdürü;
Av. İbrahim Kök, AKP Elazığ Milletvekili Aday Adayı;
Av. Ali Aşlık, eski AKP İzmir İl Başkanı;
Av. Bedrettin İskender, AKP Ümraniye Belediye Başkan adayı;
Av. Ekrem Bedir, Sakarya AKP Hendek Belediye Meclis Üyesi;
Av. Eyüb Karagülle, eski Saadet Partisi İlçe Başkanı;
Av. Faruk Gökkuş, AKP, Kâğıthane Belediye Başkanlığı Aday Adayı;
Av. Hasan Hüseyin Pulan, AKP İstanbul İl Disiplin Kurulu üyesi;
Av. Hurşit Bıyık, AKP Trabzon İl Başkan Yardımcısı;
Av. Reşat Yazak, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Üyesi.
 
Son olarak, o katliam günü çekilen bir fotoğrafa bakın. Üzerinden yıllar geçse de bunu yapacağım… Kim unutturmaya çalışırsa çalışsın bir şair olarak hatırlatmaya devam edeceğim… Orada yakılan, en çok sevdiğim iki şairin son fotoğrafı… Sol üstte Altıok, sağ altta Aysan… Otelin kapısı zorlanmaktadır. Odalar duman içindedir. Biri felsefe öğretmeni, biri psikiyatrist iki şair, merdivende oturmuşlar, içerisi basılırsa ne yaparız diye düşünmekteler…
 
 

Altıok’umun elindeki fırçaya dikkat edin. O fırçayla kendini savunmaya çalışan adama dikkat! Aysan’ımın önünde yangın tüpüyle yaşadığı huzursuzluğa.
Diyeceğim budur işte katil! Seni unutmayacağız, seni ihbar edeceğiz, seni ihtar edeceğiz, seni ölene dek ifşa edeceğiz ki tarih seni hep yaptığınla hatırlasın. Yanına kâr kalmasın... Kalmasın...
 
 
ONUR CAYMAZ

29 Haziran 2011 Çarşamba

Şehid Şêx Said-İdam Edilişi Ve Yan yana 46 Sehpa

diyarbakir_da_47_daragaci
Ölüm töreni hazırlıkları, daha mahkeme kararı açıklanmadan başlamıştı. Asılacakların sayısı bilinmiyormuşçasına yetecek kadar sicim, darağacı için kalas, birkaç gün önce satın alınıp depolanmış, cellâtlar da tedarik edilmiş, askeri garnizonda misafir edilmişlerdi.
28 Haziran 1925 Pazar sabahı, mahkeme heyeti, kararını açıklamak üzere daha sahneye çıkmadan, Diyarbakırın Dağkapı meydanında çekiç, testere ve keser sesleri duyulmaya başlamıştı.
Darağacı” ayaklarının aynı boyda, başka bir deyişle, askeri disiplin kurallarına göre “nizami” olması, estetik durması için testereyle kesilip eşitleniyordu.
Darağaçlarının bulunduğu alanın hemen ötesinde, ta kalkıp Ankara’dan gelmiş seçkin konuklarla, Diyarbakır’daki asker, sivil yöneticiler, eşleri, çocukları ve davetlilerin “idam töreni”ni, huzur içinde seyretmeleri için tribün inşa ediliyordu.
Mahkeme kararını açıkladığında, “darağaçları” (sehpa) çoktan kurulmuş, bacakları arasından sicimler sallandırılmıştı bile. Tribün inşaatı ise henüz sürüyordu.
Fakat estetik kaygıyla, sehpaların boy hizasına önem verenler, yasaların gereklerini hesaba katmıyorlardı. Osmanlılardan kalma yasa maddelerine göre, aynı gün, saat ve zamanda ve aynı yerde birden fazla kişi asılacaksa eğer, darağaçları, mahkûmların birbirini göremeyecekleri, seslerini duyamayacakları aralıklarla kurulmak zorundaydı.65
Yasanın bu maddesi, Seid Abdülkadir ve arkadaşları için uygulanmamıştı. Şimdi bir kez daha yadsınıyor, unutuluyordu. Darağaçları, ayaklar birbirine değecek yakınlıkta kurulmuştu.
Özenle hazırlanmış, bütün ayrıntıları programlanmış “idam töreni” gece yarısından sonra başladı. Törene çağrılı “Erkan” mihmandarlar tarafından karşılanıp, tribündeki yerlerine oturtuldu.
“Devletin erkânı” ve seçkin konuklan rütbelerine, makamlarının konumlarına uygun düşecek biçimde oturmuşlardı.
Diyarbakır’ı birkaç ay önce Şeyh’e karşı savunmuş olan komutan Mürsel Paşa, mahkeme heyeti, töreni görmek için Ankara’dan kalkıp gelen Diyarbakır milletvekilleri Cavit Ekin ve Şeref Bey, askeri, sivil şefler ve eşleri, çocukları önlü arkalı, yan yana tiyatro sahnesinin açılmasını, ya da futbol maçının başlamasını bekleyen seyirci sabırsızlığıyla oturuyorlardı.
Mürsel Paşa, seçilmiş milletvekilleri ve mahkeme heyeti bir kümeydi. Törenin başlamasını beklerken, aralarında görüşülüp konuşarak “memleket ahvalini” değerlendiriyor, gülüşmeleri bazen kahkahaya dönüşüyor ve sesleri meydanda yankılanıyordu.
Meydanın düzenlenmesi ve dekoru, bir ölüm ayininden çok, bir şenliği, kutlama törenini andırıyordu. “Kutlama şenliğinden” tek eksiği, alanın taklarla, çiçeklerle bezenmemesi, bando-mızıka takımının eksikliğiydi. Bunun dışında her şey yerli yerindeydi.
Tören, bir gün önce şehre ilan edilmiş, isteyenlerin seyre gelebileceği duyurulmuştu. İdamı görmek isteyen meraklı kalabalığı saatler öncesinden, “tören alanı” Dağkapı’ya akın etmeye başlamıştı.
Seçkinlerin deyimiyle bu “kuru kalabalık” olduğu için, süngülü askerler tarafından protokol tribünden uzakta tutulmuştu.
Bu arada kalabalık, suçluların asılması sırasında, “TC’ni birlik ve bütünlük ruhunu zedeleyecek” herhangi bir davranışta bulunmaması, merhamet belirtisi içeren herhangi bir ses ya da söz etmemeleri konusunda uyarılmıştı.
“İdamların güven, huzur içinde gerçekleştirilmesi” için bütün alan askerlerce kuşatılmıştı. Kuşatma konusunda, şehir dışına açılan yollar, şehir içindeki sokak başları, cadde ve meydanlarda da unutulmamış, buralara tam teçhizatlı askerler yerleştirilmişti.
Birbirine kol mesafesinde sıralanan askerler, bakışlarıyla etrafı tarıyor, güven duymadıklarına “yasak” diyerek geri çeviriyor, arka sokaklara sürüyor, idam mahkûmlarının bulunduğu semte yaklaştırmıyorlardı.
Behçet Cemal, Şeyh Said”in son anları için “hücresinde hapishane müdürü Osman’la görüşüyordu. Fakat ahret işleriyle değil, dünya işleriyle meşguldü” diye yazıyordu.
Behçet Cemal’in “dünya işleri” dediği, Şeyh’in geride bırakacağı eşya ve parasının çocuklarına iletilmesine ilişkin insani vasiyetiydi.
Şeyh’in son anlarına Fransız, İngiliz ve Amerikalılar dâhil, dünyanın çeşitli köşelerinden gelmiş gazeteciler de tanıklık ediyordu. Daha sonra Fransız ve İngiliz başınında yer alan yorumlarda, Şeyh’in son dakikalarında, insan iradesini aşan bir metanet içinde olduğu belirtiliyordu.
Lord Kinross yazıyor:
Önde sağ tarafta oturan Şex Said ve sol tarafta oturan Şex Şerif, arka sırada sağ taraftaki Şex Abdullah ve yanındaki İhanetçi Kasım.
“Çoğu, cesaretli bir şekilde öldü. Şeyh Said sonuna kadar istifini bozmadı. Sehpaya çıkarken, mahkeme başkanına gülümseyerek, ‘senden hoşlandım’ dedi. ‘Ama kıyamet günü hesaplaşacağız.’ Askeri komutana takılarak, ‘Paşa’ dedi. ‘Gel de düşmanınla vedalaş.’Gömlek üzerine geçirilirken kımıldamadan durdu.”
Adını küfür, hakaret ve aşağılamayla anan Türk basını bile, idama giderken korktuğunu, tökezlediğini yazmıyordu.
Yerli ve yabancı gazeteciler, Şeyh’in darağacına hazırlanma anına tanıklık etmek istemişlerdi. Yönetim, isteklerini uygun bulmuştu. Gazeteci ordusu, başlarında hapishane komutanı üsteğmen Osman olduğu halde hücresine girdiğinde, ailesine verilmek üzere vasiyetnamesini bitirmek üzereydi. Yazdıklarının altını imzaladıktan sonra teğmene döndü ve vasiyetname ile cebindeki parayı uzatarak, “bunları evlatlarıma verin” dedi.
Bir an durakladı. Yüzünde bir gülümseme belirdi. “Bakın, bu gazeteciler şahidimdir, inşallah bunları teslim edersiniz” diye ekledi.
Şeyh, az sonra ölüme gidecek olan o değilmiş gibi rahat, huzurluydu. Üsteğmenle şakalaşıyor, sohbet ediyordu. Bu haliyle, ister istemez, çevresini saran öğrencileriyle sohbet ede ede baldıran zehirini içerek, hakkında verilmiş ölüm cezasını kendi eliyle yerine getiren Sokrates’i anımsatıyor, onu andırıyordu.
Hapishane komutanı, vasiyetname ve paraları evlatlarına vereceğine dair namus sözü verdikten sonra, “kaç evladınız var?” diye soruyordu. Şeyh, yüzünde bir anlık dalgalanmayla “on” cevabını veriyordu. Bir anlık duraklamadan sonra, yeni bir şey hatırlamış gibi “beş kız beşi de erkek” diye ekleyerek, adlarını tek tek sıralıyordu:
“Ayşe, Hayriye, Azize, Fatma, Fahime, Gıyaseddin, Ali Rıza, Selahaddin, Ahmet ve Abdülhalik…”
Şeyh’in hücresine doluşmuş gazeteciler, o an akıllarına ne gelirse soruyorlardı. Biri, “bütün çocuklarınız aynı anneden mi? Diye soruyordu. Gülümseyerek iki eşinin bulunduğunu söylüyordu.
Korkusuzluğu, soğukkanlılığı ve aldırmazlığına şaşmış gazeteciler, isyan başlatmaktan ötürü pişman olup olmadığını, ölümden korkup korkmadığını soruyorlardı. Şeyh, pişmanlık ve korkuya ilişkin soruları bir arada üç kelimelik bir cümleyle, “kaderim olduktan sonra…” diye cevaplıyordu.
Gazetecilerden biri, son sözleri yerine de geçebilecek bir şeyler yazması ricasıyla not defterini uzatıyordu. Bir başka gazeteci de, aynı anda ona sigara sunuyordu. Şeyh, önce sigarayı aldı. Yaktı. Derinden derine birkaç nefes çekti. Sonra sükûnet içinde sigarasını içerken, deftere şunları yazdı:
“Asıldığıma hiç acıma. Zira Allan ve din uğrunadır.”
Şeyh Said, namaz kılıp dua etmek için yalnız kalmak istediğini söyleyince üsteğmen Osman ve gazeteci ordusu hücresinden çıkıyordu. Şeyh yalnız kaldı. Cep saatini çıkarıp baktı. Gece yarılanmıştı.
Yatak yerine de kullandığı, ot doldurulmuş şiltenin serili olduğu sedire yöneldi. Yönünü Mekke’ye çevirdi. Ellerini bağlayıp sükûnet ve serinkanlılıkla namaza durdu. Eğilip doğrulurken, dudakları belli belirsiz kımıldıyor, kımıldadıkça kınalı aksakalı titreşiyordu.
Namazdan sonra, şilteye diz çöktü. Avuç açıp uzun bir duaya durdu. Kur’an’dan ayetler okudu. Duasını fatiha ile bitirdi. Sonra avuçlarıyla yüzünü, sakalını sıvazladı. Tanrıya şükredip oturuşunu değiştirdi. Bağdaş kurdu.
99’luk tespihini eline aldı. Dua eşliğinde çekmeye başladı. Gözleri yumuktu.
Şeyh, cellâtların gelip “haydi” diyecekleri anı tespih çekip dua ederek beklemeye başladı.
Askeri doktor,  ölüm mahkûmlarının hücrelerini tek tek dolaşıyor, sağlık açısından “idamlarına engel bulunup bulunmadığını” kontrol ederek, yasaya ilişkin maddenin gereğini yerine getiriyordu. Mahkûmlara, “bir rahatsızlığınız var mı? Diye sorup, “hayır” cevabını alınca, yandaki hücreye geçiyordu.
Ölüm mahkûmlarından Şeyh Ali, doktorun sorusuna karşılık olarak, belini üşüttüğünü, sırt ağrılarından muzdarip olduğunu söylüyordu. Ertesi günkü gazeteler, Şeyh Ali’nin rahatsızlığını çarpıtıp alay ve küçük düşürme konusu yapıyor, “mahkûmlardan Şeyh Ali, muayene sırasında hastalığı sorulunca, utanmadan iğrenç bir cevapla, bel soğukluğuna yakalandığını söyledi” diye yazıyorlardı.
Doktor hücresine girdiğinde, Şeyh Said hala dua ediyordu. Duasını bitirip, yüzünü, sakalını sıvazlayıncaya kadar, doktorun hücreye girdiğini duymamış, fark etmemiş gibi davrandı. Duasını bitirdikten sonra, başını kaldırdı. Doktora baktı. Doktorun sorusu üzerine, bir şikâyetinin bulunmadığın söyledi.
Şeyh, idama hazırdı.
Ölüm hücreleri, eski çağlardan kalma zindanlardı. Yeraltında, yarı karanlık ve rutubetli…
Cezaevi Muhafız Bölüğü’nün komutanı Nafiz’in bağırtısı, zindanın koridorlarında çınlıyordu. Komutan, öğrencilerini pikniğe, davet eden öğretmen edasıyla, bağırıyordu:
“Hadi bakalım! Vakit geldi! Birer birer çıkın hücrelerinizden…”
Ölüm mahkûmları, hücre kapılarında bekliyor, ağır adımlarla yarı karanlık koridorda kümeleniyordu. İçlerinde ağlayanlar vardı. Birbirlerine sarılarak “hakkını helal et” diye fısıldaşarak vedalaşıyorlardı.
Komutanın sert buyruğu bir kez daha duyuldu. Bu kez emrindeki askerlere komut veriyordu:
“Mahkûmları birbirlerine zincirleyin!”
Yarı karanlık koridorda zincir sesleri duyuldu. Zincirler nereden, nasıl bulunmuşsa, halkaları iri ve kalın olanlarındandı. Kürtlerin “zincir a çoruz” dedikleri, iki çift öküzle tarlalar sürülürken, sabandan boyunduruğa bağlanan iri, kalın halkalı, ağır ve dayanıklısından…
esir düşen şex said ve arkdaşları
Mahkûmlar, bu zincirle, el ve ayak bileklerinden birbirine bağlanıp kilitlendiler.
Duruşmalara, “birinci derecede suçlu” muamelesiyle en önde getirilip götürülen Şeyh Said, isyandaki konumunu tanımlayan söylemiyle, bu kez “ne önde, ne de arkada”ydı. Ölüme giderken, kafilenin ortasındaydı.
Mahkûmlar, cezaevi avlusuna, oradan da bahçeye çıkarıldılar…
İsyanın ideologlarından Fakih Hasan, en öndeydi Darağacına önce o gidecekti.
Mahkûm kafilesi, meydana açılan kapı önünde durduruldu. Çit sıklığıyla çevrelerini sarmış süngülü askerler, teftişten geçecek birliğin kılık, kıyafet ve duruşunu son kez gözden geçiren subay edasıyla mahkûmları inceleyip, tekrar tekrar saydılar.
Mahkûmlar, son sayım ve denetim duraklamasından yararlanarak, vedalaşmak üzere bir kez daha birbirine karıştılar. Elleri arkadan zincirli olduğu için kucaklaşamıyorlardı. Göğüs göğüse  gelip, boyunlarını birbirine dolamaya çabalıyor, ağlıyor, birbiri için dua ediyorlardı.
Kanireşli (Karşıova) Kamil ve Baba Bey kardeşler, karşılıklı büyülenmiş gibi kıpırtısız, öylece birbirlerine bakıyor, ağlıyorlardı.
Hanili Mustafa Bey ve gencecik oğlu Mahmut göğüs göğüse gelmiş, biri yüzünü ötekinin boynuna gömmüş öylece duruyor, hıçkırarak ağlıyorlardı.
Mustafa Bey, hüzün şarkısı gibi bir mırıltı tutturdu. Bu bir ilahiydi. Öteki mahkûmlar, isyan gibi anında ona katıldılar. Meydan ilahi ve “Allahu ekber!” sesleriyle doldu.
Seçkinler tribününde, aynı anda bir rahatsızlık, el kol hareketleri görüldü. Askerler telaşla koşuşturdular. Mahkûmları dipçik, süngüyle tehdit edip “susun!”  diye bağırdılar.
Ama isyan etmiş, itaat dinlemez olmuşlardı. Sesleri daha yükselip gürleşti. Mahkûmlar emre itaat etmiyorlardı. Şeyh Said de arkadaşlarına katılmış, bakışlarını göğe çevirmiş ilahi söylüyor, sonunu “ Allahu ekber” diye tamamlıyordu.
Hanili Salih Bey, heyecanlanmış, heyecandan kendinden geçmiş gibiydi. İlahiden kopan, ilahileri bastıran, heyecandan çatallaşmış sesi duyuldu. Arkadaşlarına sesleniyordu:
“Bugün, erkeklerin yiğitlik günüdür” diye bağırıyordu. “Ölüme nasıl gittiğimizi dostlarımıza ve düşmanlarımıza gösterelim!”
Sonra ekliyordu:
“Mert olun! Size yaraşır biçimde dik durum. Tutun gözyaşlarınızı!”
Muhafız bölüğü komutanı, şaşkın kalmıştı. Mahkûmları susturmak için “susun lan, yürüyün!” diye bağırıyordu.
Türk resmi tarihine kaynaklık eden Behçet Cemal’in yazdığına göre, Dağkapı meydanında sıra sıra dizilen 47 “sepi” (darağacı), seyre çağrılanların iyi görmesi için aydınlatılmıştı.
Seçkinlerin tribünü, darağaçlarının hemen karşısında, yakınındaydı. İdam mahkûmları, sıralarını beklemek üzere tribünün önünde durakladılar.
Bu sırada, Kürtçe aksanlı bir ses duyuldu:
“Said Efendi nerede?
Şeyh, sesin sahibini tanımıştı. Mahkeme üyelerinden Revanduzlu Kurt Ali Saib’di bu.
Şeyh Said:
“Buradayım Saib Bey” diye karşılık verdi.
Sonra, “idamlar ayininin evrensel tarihinde” eşine nadir rastlanan bir diyalog başladı,  asılanla, asanlar arasında. Tarih, asanlarıyla söyleşe söyleşe asılmaya giden bir baka örneği kaydediyor muydu?
Şeyh Said, sanki hayatların iple boğulduğu ölüm anında değil de, sohbet divanındaydı. Laf dokunduran asanlarına filozofça cevaplar yetiştiriyordu.
Ali Saib, onu seslenirken, yüzünde her anlama çekilebilecek bir gülümseme vardı.
O, Şeyh’in hücresine “dostane ziyaret” yapanların başında geliyordu. Genelde Kürtçe yapılan hücre sohbetlerinde, dini konular, dünya ahvali ve Kürtlerin hali dahil her şey konuşuluyor, tartışılıyordu. Ali Saib, bu arada “iyilik yapan bir dost” olarak, doğruyu söylemesi, kaide ile kuralları uyması halinde ağır ceza almayacağını, kısa bir sürgün hayatından sonra serbest bırakılacağını söylüyor, “gelecek baharda Hınıs’taki evinizde birlikte kuzu eti yiyeceğiz” diyordu.
Şeyh kahırlı bir gülüşle ona şeref sözünü hatırlatıyordu:
—Ali Saib Bey, hani ya, doğruyu söylersem kurtaracaktınız?
—Ne yapayım Said Efendi, seninle Hınıs’ta kuzu yiyemedik.
—Doğruyu söyledim, Saib Bey, Ama siz cezamı hafifletmediniz.
—Şeyh Efendi, bundan hafif cezamı olur?
Şeyh güldü.
—Bundan ağırını siz söyleyin…
Ali Saib suskun kalmıştı. Şeyh, ekledi:
—Seni severim. Ama seninle mahşer günü mahkeme olacağız.
Ali Saib öfkeyle bağırıyordu.
—Bu kadar Türk kanının dökülmesine, ocakların sönmesine sebep oldum. Cezanı çekeceksin!
Ali Saib, yakaladığı avla oynayan kedi misali, kurbanıyla oynamanın zevkini çıkarıyordu. Ama kurbanı darbelerin altında kalmıyor, karşılık veriyordu.
—Seninle, mahşer günü mahkeme olacağız!..
Mürsel Paşa ve milletvekilleriyle yan yana oturan mahkeme başkanı Lütfi Müfit Özdeş de diyaloğa katılıyordu:
—Beni mi çok seversin, Saib’i mi?
Şeyh, kimseye özel düşmanlığı bulunmadığını söyleyince, Diyarbakır Valisi Mithat Bey de söze karışıyor ve bağırıyordu:
—Mahşer günü, adil yargıçlarımızla değil, öldürdüğün masum insanlarla mahkeme olacaksın!
Şeyh, mahşer günü zulüm yapan güçten hesap sorulacağı anlamına da gelen şu cevabı veriyordu:
—Boynuzsuz keçinin ahını, boynuzludan alırlar…
Şeyh’in cevabına sinirlenen Mürsel Paşa da tartışmaya katılmıştı. Paşa, gereksiz ve haksız yere bir isyan başlatıldığını bağırıyordu. Çünkü Kürtler dahil, memlekette herkesin özgür olduğunu, devletin kimseye müdahalede bulunmadığını, Kürtlerin bundan böyle daha özgürce yaşayacağını söylüyordu.
Şeyh, generali dudaklarında alaylı bir gülümsemeyle dinledikten sonra şöyle diyordu:
—Gelecek gecelerin, geçen günlerden farkı yok…
Mahzar Müfit Kansu, bu arada cebinden bir defter çıkarıyor, Şeyh’e uzatıyordu:
—Şeyh Efendi, sen ayrıca şairsin, Rica etsem benim için bir şeyler yazar mısın?
—Hay hay!
Şeyh deftere şunları yazdı:
“Bu dünyadaki hayatımın sonu geldi. Şu Basit ağaç dallarına asmanıza perva etmem. Kurban edildiğimden dolayı pişmanlık duymuyorum. Muhakkak ki yolum, Allah, din ve halkımın yoludur.”
Bir yandan da “idamların icrası” sürüyordu. Elleri arkadan bağlık mahkûmlara birer beyaz gömlek geçiriliyor, boyunlarına mahkeme kararının özeti asılıyor, sonra tek tek darağacına götürülüyordu
Mahkûmlar asılmadan önce “son istekleri”nin sorulması ihmal edilmiyor, ama istekler yerine getirilmiyordu.
Hanili Mustafa Bey, “son arzusu” sorulduğunda, “önce beni asın. Oğlumu ipte görmeyeyim” diyordu.
Fakat isteği kabul görmüyor, önce, oğlu Mahmud asılıyordu. Mustafa Bey, oğlunun darağıcına yürüyüşünü, boynuna sicimin geçirilişini, taburenin çekilmesini seyrediyor, son haykırışını dinledikten sonra, ipin ucunda sallanmasını görüyordu. Sonra, yaralı yüreğiyle sehpaya yürüyordu.
Sıra, isyanın liderindeydi. Ona, idam gömleği giydirdiler. “Ferman” denilen mahkeme kararının özetini astılar boynuna,
Şeyh’in yüzü kıpırtısız, aldırışsızdı. Yalnız dudakları, belli belirsiz kıpırdıyordu. Şeyh dualar okuyordu.
İdama yürürken, sendelediği görülmedi. Diri ve çevik adımlarla sehpanın önüne gitti. Kimsenin yardımına izin vermeden sandalyeye çıktı.
Boynuna ilmik geçirilirken, tören için hazırlanan “şeref(!) tribününe baktı. Sonra, son sözlerini bağırdı ve son kez gülümsedi. Gülümsemesinde acı vardı.
Değişik kaynakların aktardığına ve torunlarından Kasım Fırat’ın “Dava” dergisinin Haziran-Temmuz 1990 tarihli sayısında yazdığına göre, şöyle dedi:
“Dünyadaki hayatımın sonuna geldim. Ulusum için kendimi kurban ettiğimden dolayı pişmanlık duymuyorum. Yeter ki torunlarımız, düşman önünde bizi mahcup etmesinler.”
Başka söylemek istedikleri var mıydı, bilinmez. Uyarı üzerine cellât, ayağının altındaki sandalyeyi çekiyor ve Şeyh’in ince, uzun bedeni, gecenin içinde dönmeye başlıyordu.
Behçet Cemal’in yazdığına göre, Şeyh asılırken, asker-sivil erkân arasında oturan bir kadın “kahrol!” diye bağırdı. Seyre çağırılan bazı davetliler de Şeyh’in ayağı altındaki tabure çekilirken, coşkuya kapılıp alkışlamaya başladı.
Tarih, idam sahnelerini seyredenlerin hüznünü kaydediyordu. Egemenler arasında oturanların alkışa durup, sevinç gösterisine katılması Engizisyondan sonra seyrek rastlanan olaylardandı.
Asanlarla asılanların bir arada olduğu alanın hemen yakınında hüzün de yayılıyordu. Barikatların gerisinde, karanlıklar içindeki kentten, surların burçlarında ilahi sesleri geliyor, bunlara kadınların “zılgıtı” karışıyordu.
Askerler, sabahın seherine akan sesleri susturup suçluları yakalamak üzere dört bir yana seğirtiyordu.
29 Haziran 1925 sabahı, hava durgun, gökyüzü lekesiz maviydi. Güneşin yedi rengi ışıltılarla ayrışarak erguvan rengi dağların ardından uç veriyor, ışık huzmeleri darağacındaki 47 ölü bedenin yüzüne düşüyordu.
Diyarbakır hüzünlü bir geceden, şafağın ipiltili aydınlığına çıkıyordu. Diyarbakırlılar, çoğunluğuyla uykusuzdu. Kimi yas tutmuş, kimi zikre dua ederek sabahı karşılamış, ufuk henüz ağarmadan Dağkapı surlarına akmaya başlamışlardı.
Surların burçları, ağlayan, Allah’a yakaran, dua eden insan salkımı olmuştu. Arada bir “Allahu ekber” sesleri nağmeleşiyor, billur billur sabahın alacasına karışıyordu. Askerler sez dalgasını duydukça tehditkâr sesle “bağırmayın, sessiz durun!” diye bağırıyorlardı. İnsanlar korkuyu yenmiş, tehditleri duymuyor, vecd içinde ve donmuş kalmış gözlerle bakıyor, ağıtlar, ilahiler mırıldanıyor, salâvat getiriyor, kimileri cezbeye kapılmış dövünüyordu.
Gün doğuyor, güneş mızrak boyu yükseliyor, sonsuz aydınlık başlıyordu. Diyarbakırlılar hala, surların tepesinde, burçların gölgesinde, dehşet içinde sicimlerin ucunda, yan yana belli belirsiz sallanan 47 ölü cana bakıyordu.
İdamlar, korku kolanları arasında yapılmıştı. Gidenlerin ardından ağlamak, “yazık” demek yasaklanmıştı. Buna rağmen surlarda “suç” işleniyor, insanlar ağlıyor, suçlarına onlar için dua etmeyi de ekliyorlardı.
Gözler, darağacındaki Şeyh Said’i arıyordu. Uykusuzluktan mıdır bilinmez., gözleri kızarmış, yüzü çarpılmış, ağzı eğilmiş gibi bakan genç bir Diyarbakırlı, “Şeyh Said hangisi?” diye soran muhatabına sinirleniyor, “görmüyor musun, o uzun boylu olanı. Şu yüzü, öteki asılanlara dönük, başı onlara bakıyor gibi duran… Baksana, sabah yeli önünde aksakalı titriyor, güneşte yüzü parlıyor,” diyordu.
Şeyh’in ince uzun bedeni, ipin ucunda belli belirsiz sallanıyordu. Başı yana kaymış, yatmıştı. Gözleri, uykudaymışçasına kapalıydı.
Diyarbakır sabahında bahar yeli kınalı, apak sakalını titretiyordu.
Asılarak öldürülmüş 47 isyancı, “ibreti alem için” gün ortasına kadar asılı kaldı, darağacında. İpten indirilen cenazeler, yakınlarına verilmedi.
Darağaçlarının kurulduğu Alanya, toplu mezar kazdılar. 47 asılmışı oraya koyun üstlerine toprak örttüler. “Burada insanlar yatıyor” dedirten bir taş, işaret konmasına da izin vermediler.
1970’lerde Diyarbakırlı gençlerin çoğu, Şeyh ve arkadaşlarının orada yattığını bilmiyorlardı. 1980’lerde ise “toplu mezar alanı” yeniden keşfedilerek “gizli bir ziyaretgâh” haline gelecekti.
1970’lerde toplu mezarların bir yanı “Yenişehir Sineması”, öteki yanı Astsubay Ordueviydi. Sonra karşısına Subay Orduevi’ni inşa ettiler.1980’lerde halk “toplu mezarları” kendiliğinden keşfetti. Ve “gizli ziyaretgâh” haline geldi alan.
[65] Ahmet KAHRAMAN, a.g.e. s.165
[66] Ahmed BOTANİ, Kürtler ve Kürt Tarihi, Ank.1994 s.185


Beroj.com 'a ve Zazaki.org 'à  tesekkür ler